19 Ağustos 2013 Pazartesi

Doksanlar keyfi kısa sürsede...Aldırma Gönül...Benim Hala Umudum var..




Doksanlar keyfi kısa sürdü…

Doksanlar için bu yazın en iyi işi demiştim başlarda..Başlarda da öyleydi zaten..En azından doksanların havasına girmiştik. Ufak tefek eksikler olsa da buna da şükür deyip keyfini sürmeye hazırdık ki, son üç bölümdür dön dolaş aynı şeyleri seyretmekten sıkılıvermiş buldum kendimi. Fark ettiyseniz, dizide hiçbir ilerleme yok, o yıllarda çıkan savaşı ya da susuzluğu, politikacıları ve müzikleri hatırlatmaktan öte gidemedi ne yazık ki. Son üç bölümdür olanlara bir bakalım mesela ..Her bölümde Süheyla ile kocası bir parkta buluşup kızları için kavga ediyor, Aysel ile Mesut buluşup hüzünlü şarkılar eşliğinde Küçük Emrah tarzı bakışıyorlar, Özlem ile Atilla ders çalışıyor, Tuba ile Mustafa bir küs bir barışık anlaşmaya çalışıyor, anneleri çekişiyor, Bekir ile Nuri kahvede atışıyor..Mavi arabayı da unutmamak lazım tabi. İçinde kim olduğunu göremediğimiz ve görevi sadece o yılların müziklerini çalmaktan ibaret gibi görünen taksimiz, kabak tadı vermeye başladı bana. Hiçbir ilerleyen olay olmaması, diziyi kısır bir döngüye soktu..Emin’in sevimli ve komik muhabbeti de olmasa hiç çekilmeyecek. Hatta şöyle diyebilirim ki, diziyi üç beş bölüm seyretmeyin, kaldığınız yerden devam edersiniz emin olun. Emin kardeşimin tek başına diziyi nereye kadar taşıyacağı da muallâkta. Bütün bunlardan ötürü, ben soğudum biraz doksanlardan ne yalan söyleyeyim. Bu şekilde devam ederse ekran ömrü çok uzun olmayacak gibi geliyor bana..


Benim Hala Umudum var…

Bu diziyi izliyorum ama niye izliyorum onu da bilmiyorum. O kadar sıkıldım ki böyle senaryolardan aslında. Ama sanırım içimde bir yerlerde dram seven bir yanım var ki beni itiyor diziye. Hala Zengin oğlan- fakir kız muhabbetinden çıkamadılar hikâyede bir türlü. Şu manasız manasız susup durmalar konusunda defalarca yazıldı çizildi ama nafile..Adam romantik bir ortam hazırlamış evlenme teklif ediyor, kız dümdüz bakıyor suratına. Tepki yok, mimik yok, bir kelam yok..Ve ekran başındakiler bol bol sinir sahibi oluyorlar böylece. Dizinin Berk Oktay kısmı ise ayrı bir hikâye. Kardeşi ile problemler yaşayan sevgili yapımcımız, muhtemelen esas kızımız Umut ile bir aşka yelken açacak besbelli. Ve fakat aile problemleri ile ilgili hikâye de çok eskimiş bir hikâye..Hele bu Umut’un abisi Musa ve onun yaptıklarına ne demeli. Namus timsali delikanlımızın, Umut’un her attığı adımı takip ederken, kendi kız kardeşlerinin faaliyetlerinden haberdar olmaması da güzel bir çelişki. Kız kardeşlerin de, o kadar kavga gürültü arasında hiç korkmadan cesaretle ajans ajans dolaşmaları da beni çok güldürüyor. Dizinin bana göre en dikkat çeken karakteri Asude. Onu ve eski kocasıyla olan maceralarını izlemeye bayılıyorum. Müthiş oynuyor ve diziyi bir anlamda sırtlamış görünüyor. Her ne kadar Musa karakterinin gölgesinde kalsa da, Ali Erkazan’ın oynadığı kötü üvey baba karakterini de yabana atmamak gerek. Belki de dizinin sevilme sebeplerinden biri de, ezik kadın, kötü ve huysuz koca, delikanlı geçinen ağabey, geçim sıkıntısı, imkânsız aşk gibi eski ama eskimeyen pek çok unsuru bir araya getirmesidir. Çok uzun ömürlü bir dizi olduğunu sanmıyorum ama en azından yeni sezona kadar izleyiciyi oyalayacak gibi görünüyor..


Aldırma Gönül…
Tam gaz gidiyor. Giderek daha keyifli oluyor. Şahin Irmak kardeşimin her cümlenin başında ettiği (tövbe estafirullah yav) lafını saymazsak tabi. Bir noktadan sonra bana itici gelmeye başladı nedense..Ayrıca dizinin adı niye Aldırma Gönül onu anlamadım. Gönül zaten hiçbir şeye aldırmıyor. Asıl sıkıntıyı çeken Mahir değil mi..Aldırma Mahir ismi pek ritimsiz olacağından olsa gerek ismi böyle koymuşlar. Ama içerik ile alakası yok onu söylemek lazım. En sevdiğim karakter şüphesiz Hayati. En başarılısı da o bence..Nadir Sarıbacak gerçekten çok ama çok keyifle izlediğim bir oyuncu. Bülent Seyran ise beni Muzo rolünde çok güldürüyor. Hele hele ülkedeki bunca hır gür arasında, Ayşenil Şamlıoğlu’nu bir komedide izlemek, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi..Yeşim Ceren Bozoğlu’nu da unutmayalım canlarım zira Petek rolünde harikalar yaratıyor. Evimin direği kelimesi pek çok evli arkadaşımın diline yerleşti bile..Aldırma Gönül bir yaz dizisi olması sebebiyle çok uzun süreli olur mu bilmem, ama yayınlandığı süre içerisinde izleyicisine beklediğinden fazlasını vereceği kesin..


Babam Sınıfta Kaldı…
Sevmedim..Isınamadım…Öyle işte..

  

Yeni sezona başlayacak dizilerin tanıtımları yavaştan ekranı doldurmaya başladı. Yeni sezon için epey iddialı yapım geliyor. Bir sonraki yazıda tahminler için buluşmak üzere şimdilik sevgi ve barış içinde kalın canlarım..


Siyah İnci’den sevgiyle…
www.twitter.com/blackpearl42

23 Temmuz 2013 Salı

Yaz dizilerini yazıyoruz - 2



  
Yaz sezonunda ekranlarda beliren yeni dizilerimizin bir kısmını geçtiğimiz günlerde yazmıştım. Geriye kalan birkaç diziyi daha izledikten sonra, gördüklerimi sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Bu ikinci tanıtım yazısından sonra dizilerimizin bölüm yorumlarına devam edeceğiz.


Aldırma Gönül

Şahane… Eğer bir kelime ile anlatmamı isterseniz böyle diyebilirim. Çok eğlenceli, kaliteli ve komik… Şahin Irmak gibi bir adam olur da gülmemek olur mu.. Onun yanına bir de Tülin Özer eklemişler, tadından yenmiyor..Tülin Özen’i ben çok severek izliyorum. Bir kere çok güzel bir kadın, bir o kadar da iyi oyuncu.. Ben onu daha çok komedide seviyorum çok yakıştırıyor kendine çünkü.. Bu ikilinin yanına bir Ulvi Alacakaptan koymuşlar diyeyim, başka da bir şey demeyeyim. Ayrıca Ayşenil Şamlıoğlu'nu da görmek benim için çok güzel bir sürpriz oldu.. Onu izlemek bile tek başına ayrı bir keyif inanın.. 

İzlerken vaktin nasıl geçtiğini anlayamadığım ender dizilerden biri olmuş. Özellikle Şahin Irmak çok tatlı ve komik. Hele onun bir arkadaş grubu var ki, izlemelere doyamayacaksınız eminim.. Ben çok severek izledim ve izlemeye de devam edeceğim. Yaz sezonunun tavsiye edebileceğim dizilerinden birisidir..


Bebek İşi..

Olmamış…Gerçekten olmamış..İlk iki bölümünü izledikten sonra bende oluşan tek düşünce bu.. Öncelikle Bir Erkek Bir Kadın’a özenilmiş, onlara bir de çocuk ekleyelim diye düşünülmüş gibi sanki. Bölümler kısa kısa tutulmuş. Yaklaşık her bölüm 25/30 dk. Aman ne güzel, bıkmıştık uzun dizilerden diyebilirsiniz ve fakat daha ilk bölümde o 25 dakikanın 20 dakikası Nurgül Yeşilçay’ın çok yapmacık ve ciyak ciyak bağırmalarıyla süslenmiş doğumuna ayrılınca diziden bir anda sıtkım sıyrıldı.. Sonrası da çok farklı değildi zaten. Ezik koca, çenesiz ve sinirli kadın ve bir bebeğin hayatlarına getirdiği karışıklık beni ziyadesiyle boğdu diyebilirim. Kısacası ben sevmedim. Çokta bayılarak izlemedim.


Sana Bir Sır Vereceğim…

Fox TV’nin yeni dizisi Sana Bir Sır vereceğim, daha ziyade fantastik öykü severler için düşünülmüş olsa gerek. Başrollerde Murat Han ve Esra Ronabar (ki çok beğenirim kendisini) var. Öncelikle Murat Han’ı o kadar kötü adam rolünde seyrettikten sonra, burada mülayim, sakin ve esprili bir halde görmek ilginç bir sürpriz oldu. Aynı şekilde Uçurum dizisinin kötülerinden Esra Ronabar ablamız da bu defa karşımıza evladının peşinde koşan anne rolünde çıktı.. Ya Öyle Bir Geçer Zamanki dizisinde kötülük deyince tüm ezberleri bozduran Tuğrul abimiz, yani Serhat Özcan..Ona ne demeli. Oda dizide iyilerin tarafında duran iyi bir karakter olarak gözümüze çarpıyor. Ama ben Tuğrul karakterinden nasıl etkilenmişsem artık, her an bir ters durum bekliyorum kendisinden. Bu noktadan hareketle, dizi sanki tüm kötü karakterleri bir araya toplayıp, hepsini aklama derdiyle yapılmış gibi görünüyor. Bir takım doğaüstü yeteneğe sahip çocuğu kötü adamlardan korumak için, bulabildikleri kadarını evin birine toplayıp, sonra da ailecilik oynamaya başlayan bu dizinin ben çok cezp etmediğini söylemek isterim.


Şimdilik yaz dizilerinden bu kadar. Babam Sınıfta Kaldı dizisini henüz izleme fırsatı bulamadığımdan yazıya alamadım. Malum, hepsine birden yetişmek için benimde doğaüstü bazı yeteneklere ihtiyacım var..Dolayısıyla, şimdilik bu kadar yetsin diyelim. Bundan sonraki yazılarda bölüm yorumlarına yer vereceğim diyerek mutlu ve sevgi dolu kalın canlarım..


Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42


19 Temmuz 2013 Cuma

Yaz dizilerini yazıyoruz - 1



Yaz aylarının gelmesi herkes gibi bende de bir miktar dinlenme ihtiyacı duyurdu canlarım. Birde sezonun sona ermesi, bazı dizilerimizin sezon finali yapması, bazılarının final yapması ile tam tatil zamanı geldi diyordum ki…O da ne…Ekran yaz dizileri ile dolmuş kalmış bile…Bendeniz ha seyrettim, ha yazdım diyene kadar işte bugüne geldik bile..İlk bölümlerini seyredip yazayım, yorumlarımı yapayım diye düşündüğüm diziler, üçüncü bölümlerini devirdiler çoktan…Kısacası biraz geçte olsa, yaz dizilerimize şöyle bir göz atalım hep beraber..

Doksanlar…
Bana sorarsanız, bu yaz döneminin en başarılı işidir..Seksenler dizisinin haklı başarısından sonra gelen ısrarlara dayanamayarak yapılan Doksanlar, gerek hikâyesi, gerek dekoru, gerek oyuncuları ile göz dolduruyor gerçekten. Çok keyif alarak izliyorum…Favori karakterim ise eminim pek çoğunuzun şimdiden ağzına dolanan “İşin sonuna bak sen” diyen bakkalı ve Emin kardeşim..Gerçekten Emin’in performansına bayılıyorum. Kötü yengemiz Mukaddes’in bu defa süslü püslü frapan bir zengin ama görgüsüz hanım olarak çıktı karşımıza. Pek te iyi oldu. Onun saçından makyajına, yelpazesinden konuşmasına kadar ağzım açık izliyorum Peki ya Öyle Bir Geçer Zamanki’nin “Her eve lazım” Süleyman’ı..Sen gel burada çok alakasız bir rolde karşımıza çık. Çıktığı gibi o rolün hakkını da verdi, Süleyman karakterini kafamızdan silip atıverdi bir çırpıda yeteneği ile... Gençlerin her bir ayrı ayrı harika..Hikâye gerçekten çok güzel başladı umarım bu güzellikte devam eder. Doksanlar, bize geçmişimizden, çocukluğumuzdan, gençliğimizden unutulmaya yüz tutmuş birçok ayrıntıyı sunarken, kâh güldürüyor, kâh hüzünlendiriyor...Hepsinin yüreğinden öperek kutluyorum. Henüz izlemediyseniz mutlaka izlemenizi de tavsiye ediyorum…

  
Güneşi Beklerken…
İsmi çok arabesk olsa da, aslında bir gençlik dizisi ve ben,bir gençlik dizisinden beklenmeyecek kadar güzel buldum Genellikle boş vakitlerde seyredilecek lise öğrenci çekişmelerinden çok çok uzak…Fragmanlarını izlerken, sıradan bir başarı hikâyesi diye düşünmüştüm. Hani hırslı bir sporcu vardır, bir de emekliye ayrılmış başarılı bir sporcu. Bu adam kendi yaşayamadığı her başarıyı, bu hırslı gence yaşatmak için onunla beraber çalışır, çalıştırır…Bendeki ilk izlenimi buydu dizinin..Ama izledikten sonra hikâyenin bu kadarla kalmayacağını anladım. Aslına bakarsanız, bu liseli dizilerinden çok haz etmem. Zengin ve şımarık çocuklar ile fakirler arasındaki mücadele, hep aynıdır çünkü..ama bu defa biraz daha farklı bir hikâye var. İçinde yine zengin-fakir ayrımı olsa da, konuyu işleme biçimleri benim hoşuma gitti doğrusu..Emre Kınay’ın üstün performansı da üstüne bal baklava elbette. Dolayısıyla bu yaz sezonunun iyi işlerinden biri olarak listeme ikinci sıradan girdi..


Güzel Çirkin...
Çok ama çok vasat ne yazık ki. Ülkemizde Behzat Ç gibi bir polisiye dizi çekildikten sonra üstüne ne yapılsa olmayacaktı zaten. Şimdi ne alaka Behzat Ç ile diyebilirsiniz. Fazlasıyla Behzat Ç. Yi anımsatıyor. Ve fakat bu anımsatma, ne yazık ki, gerek senaryo ve gerek oyuncular açısından tam bir fiyasko benim gözümde..Nazlı Komiser’i Naz Elmas oynuyor..Naz Elmas Hep aynı, yine aynı…Bir kez farklı bir karakterde görmedim ben onu..Tarzı hep aynı, makyajından saçının rengine kadar..Yıllardır onu aynı tarz izlemenin bende yarattığı sıkıntılar Komiser Murat’ı görünce iki katına çıkıyor..Komiser Murat karakterinde Ali Sunal’ı görüyoruz..Ali Sunal da hep aynı..Hani bazı adamlar gerçekten komiktir. Yüzüne bakınca bile gülmek gelir içinizden (Örn: Kemal Sunal, Şener Şen, Tolga Çevik) Ama bazıları uğraşsa da sizi güldüremez..Ali Sunal bu ikinci gruba giriyor benim gözümde…Tamam sempatik bir oyuncu, Güzel Çirkin’deki rolü de bu sempatisini ön plana çıkarmaya müsait. Ve fakat nedense ben bir türlü gülemiyorum bu adama…Hele Şenol..Murat’ın yardımcısı Şenol. Ben zaten ilk gördüm, Behzat Ç’den hayalet fırlamış gelmiş buraya oturmuş sandım..Tipinden mimiklerine kadar aynı, aynı ama itici.. Murat Komiser’in de Harun’u anımsatan esprileri var ama bu da ne yazık ki çok sevimli olmuyor..Senaryoda aman aman bir senaryo değil ne yazık ki. Sıradan cinayetlerin yanı sıra muhtemelen iki rakip olarak işe girişen polislerimizin, birbirlerine âşık olup gizli gizli bunu yaşamaları ama zaman zaman belli etmeleri dışında, çok kayda değer bir olay örgüsü olmayacağı kesin..Sonuç olarak, Güzel ve Çirkin, listemde üstü çizilen dizilerden biri oldu..

  
Benim hala umudum var...
Daha fragmanları dönerken şöyle demiştim. Çakma bir Hazal Kaya ile Çakma bir Engin Akyürek dizi çekmiş ama olmamış demiştim. Seyrettim, hatta dikkatle izledim ama yok..Olmamış gerçekten. Kısaca Sıradan bir Külkedisi masalı diyebiliriz, ya da daha tanıdık gelecekse eğer bir Adını Feriha Koydum hikâyesi daha…Hoş bu milletin bir Feriha hikâyesi daha kaldırmaya gücü var mı bilmem.. Senaryodaki saçmalıkların yanı sıra, artık o kadar sıradanlaştı ki bu zengin oğlan- fakir kız aşkları, ne yalan söyleyeyim ben çok sıkıldım…Umut rolünde Gizem Karaca’yı görüyoruz..Gizem Karaca’yı en son Adını Feriha Koydum-Emir’in Yolunda izlemiştik. O diziden bu diziye epey yol almış doğrusu oyunculuk adına. Ama yine de Hazal Kaya’ya olan benzerliğinin farkında sanırım, zira pek çok hareketi bakışı onu andırıyor. Karşısında esas oğlan rolünde ise Şükrü Özyıldız’ı görüyoruz. Ben daha önce görmedim ilk seyrediyorum. Oda nedense Engin Akyürek’i anımsattı bana başından beri..Gizem Karaca’ya göre çok daha doğal bir oyunculuğu var. Bunun yanı sıra dizide Ali Erkazan, Levent Özdilek, Şermin Hürmeriç gibi ustalar da yer alıyor. İlerleyen bölümlerde konu değişir mi bilmiyorum ama şimdilik sıradan bir hikâyeden fazlası değil..

Şimdilik bu kadar canlarım. Geriye kalan birkaç dizi daha var, onları da bir iki gün içerisinde yazarım diyerek hepinize güzel ve keyifli bir yaz sezonu dilerim..

Siyah İnci’den sevgiyle..
www.twitter.com/blackpearl42



27 Haziran 2013 Perşembe

Kuzey&Güney "Final" !!


  
Her bölümü en az iki kez izledim…Ama anladım ki , doyamamışım daha..

Hikâyelerini çok sevdim…Öylesine cuk oturmuştu ki herkes rolüne, öylesine güzel oynamışlardı ki, adeta evimizden biri olup çıkıvermişlerdi…

Dün akşam final yaptı Kuzey&Güney…İki sezonda, tam tadında…Gereksiz yere uzatmadılar, hikâyeyi şahane bir şekilde toparladılar…

Son zamanlarda seyrettiğim en iyi finaldi...İzleyicinin tam istediği gibi bitirdiler, ama ters köşe yapıp yüreklerimizi ağzımıza getirmeyi de ihmal etmediler…

Senaryo kimilerinin eleştirilerine rağmen, çok iyiydi bana göre...Hikâye çok güçlüydü…Karakterler çok iyi sunuldu bize…Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu, bu defa diğer senaryolarını da aştılar benim görüşüm…Yürekleri uzun ömürlü, kalemleri güçlü olsun…

Kıvanç Tatlıtuğ’un oyunculuğunu zirveye taşıdığı Kuzey karakterinde, anladık ki oyuncu olmak yürekten gelen bir beceriymiş öncelikle…Buğra Gülsoy, Güney ile tanıştırdı bizi ve her ikisi de son sahneye kadar karakterlerinin hakkını verdiler…Ben iki sezon boyunca en çok, Kuzey ile Güney’in karşılıklı sahnelerinden keyif aldım…

Çok fazla eleştirilen Öykü Karayel, ilk başlarda Cemre karakterine hiç yakıştırılmasa da, ben yazdığım yazılardan birinde onun için “dinledikçe değeri anlaşılan şarkılar gibi” demiştim..Gerçekten de bu dediğim gibi çıktı…Cemre karakterinde öylesine başarılı oldu ki, onu eleştirenlere de en güzel cevabı bu şekilde verdi…

Sadece onlar mı…Herkes ama herkes şahane karakterler sundu bize…Semra Dinçer, Hale Soygazi ve Zerrin Tekindor, üç farklı anneyi nasılda güzel anlattılar bize…Banu karakterinde, çok başarılıydı Bade Sualp örneğin…Güney’in sadece bakışıyla oynadığı pek çok sahneyi ağzım açık izledim…Kuzey’in tavırlarında, konuşmasında, küfür edişinde bile hayran bıraktı bizi kendine Kıvanç Tatlıtuğ…Zeynep karakterinde Merve Boluğur, yine kötü kalp nasıl olur başarıyla gösterdi bize…Öykü Karayel ise, o kadar doğaldı, o kadar içimizden biri oldu ki, her duyguyu sanki beraber yaşadık, onunla ağladık onunla güldük…

Kuzey ile Güney, finalde hak ettiklerini aldılar… Güney silahı Kuzey’e doğrulttuğunda, ben hafiften bir Behlül tarzı konuşma ve bakış yakaladım Kuzey de, eyvah dedim şimdi Güney Bihter’e bağlayacak…”Bak sen Cemre için beni sildin…Beni beni…Abini” diyecek sandım ama korktuğum gibi olmadı… İkisi de ölmedi, biz ekran başında bir an Güney’in Kuzey’i kurşun manyağı yaptığını düşünsekte, bu Ece-Melek ikilisinin tatlı bir şakasıydı sadece..Kuzey ile Cemre evlendiler, kavuştular, Güney suçlarının cezasını çekmeye başlarken hapishane avlusunda, nasibine Kuzey ile Cemre’yi balayına götüren uçağa son bir bakış atmak düştü…

Genellikle yavan geçen final bölümlerinin aksine, çok heyecanlı bir bölüm izledik…Banu’nun intihar ederek ölmesi de, gerçekten büyük sürpriz oldu…Ama bana kalırsa çok yerinde bir sahne oldu. Zira Banu karakteri çoktan ömrünü tamamlamıştı..

Hiçbir oyuncu unutulmadı…Özellikle de Ali…Kuzey’in kankası, kardosu sevimli Ali, son anda güzel bir sürprizle ortaya çıkıverince hem gözlerimizde yaş, hem dudaklarımızda gülümseme ile izledik onu da…Kocaman gülümsemelerle izledim ben finali…Tam istediğimiz gibi…Kötü bir final bekliyordum açıkçası…Daha acılı ve kanlı…Ama Güney’in Kuzey’i vurduğu sahnede öylesine donup kaldım ki, kötü bir finale hazır değilmişim bunu anlamış oldum…

“Burası da olmamış, şöyle olsaydı” diyebileceğim bir sahne yoktu. Tek eksik Barış karakteri idi bana göre…İki sezonun en önemli karakterlerinden biri olan Barış, Çağdaş Onur Öztürk’ün kanalı protestosu sebebiyle çekimleri bırakması üzerine finalde görünmedi…Gönül isterdi ki, bu kadar emek vermiş biri olarak, seyircisini finalde de yalnız bırakmasın…Bana göre finalin tek eksiği de budur…


Unutulmayacaklar !!!

Saçını sürekli karıştıran, deli dolu, şahane kahkahalı, yürekten anne Gülten ablamız…
Asaleti kadar kibirli tavırlarıyla herkesi yöneten Ebru Sinaner…
Elleri önünde bağlı yarı öne eğilmiş, seke seke yürüyen, her an ağlamaya hazır Handan Hanımımız..
Her an köpürmeye öfkelenmeye hazır,delikanlı Sami Babamız…
Bir iyi bir kötü ruh hallerindeki Banu’muz…
Parasının gücü ile kötülüğünü örtmeye çalışan Barışımız..
Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan işinin gücünün peşinde koşan, ama illaki olaylara bir şekilde bulaşan Can Katmanoğlu…
Gayrimeşru Burak Çatalcalı…
Menfaatkar Venüs..
Kötülük abidesi Ferhat abimiz…
İtilip kakılmada rekor kıran Simayımız…
Ali’nin emaneti Demetimiz…
Ve onu emanet ettiğimiz Şeref Komiserimiz..
Her an her durumdan olumlu bir taraf bulup gülümseyen Hüseyin abimiz…
Hüseyin abimizin iyilik dolu kalbinin tam tersi Zeynebimiz…
Ali’nin maviş gözleri..O gözlerdeki neşe…Dostluğu..Kardeşliği..
Güney’in iyilik ve kötülük arasındaki mücadelesi…
Kuzey’in tek parmağıyla tuttuğu cep telefonu…
Meyhane sahneleri ve eşlik eden müziklerimiz…
Cemre…Cemre için ne yazsak eksik kalacak şüphesiz…
Ve şüphesiz ki,  Kuzey ile Cemre’nin aşkları..Aşkın en imkânsız ve bir o kadar vazgeçilemeyen hali…

Aşkı yeniden yazdılar…
Günümüzde artık yozlaşan ve birkaç günde başlayıp biten aşklara inat…
Koskocaman ve gerçek bir aşk hikâyesi anlattılar…Ve o aşka layık bir final yaptılar…

Tüm ekibine, yazanından, oynayanından, kamerasından, ışığından, yönetmeninden, set ekibinden, oyuncularına kadar, yüreklerini ortaya koydukları için ve en önemlisi bizim yüreğimize dokundukları için, çok teşekkürler…Yeni projelerde, yeni hikâyelerde buluşmak üzere hepsinin yüreklerini öpüyorum…


Siyah İnci’den sevgiyle…
www.twitter.com/blackpearl42


25 Haziran 2013 Salı

Kuzey & Güney… ”Veda” !...


  
Kardeştiler…Sırdaştılar…Aynı zamanda düşmandılar…

Çünkü âşıktılar…

Siyah ile beyaz… Gece ile gündüz… Ateş ile su… Kuzey ile Güney…

Bir o kadar uzak ve zıt, hiç olamayacak kadar birbirine bağlı…Birbirinden kopamayan iki uç nokta, en büyük nefretleri ve bir o kadar da birbirlerine olan bağlılıklarını besleyen iki ruh..Ne omuz omuza, ne ayrı gayrı..Aşktı onları hem uzaklaştırıp, hem de kördüğüm ile birbirlerine bağlayan..

Ne vazgeçebildiler birbirlerinden nede iyi geçinebildiler..Ama içlerinde, yüreklerinde bir yerlerde, hep birbirlerinin iyiliğini de istediler..

Kuzey…Gözleri Mavi..Mavi gökyüzü kadar sonsuz bir aşk, mavi denizler kadar özgür bir ruh..Birden öfkelenen, öfkesinin etkisiyle kırıp yıkıp dağıtan, ama bir o kadarda çabucak pişman olup, ortalığı toparlamaya başlayan..Çabalayan..Bazen eline yüzüne bulaştıran..Yüreği ile kardeşi arasında bir türlü karara varamayan..Cemre’yi çok sevdi..Yüreği de temizdi aslında Kuzey’in..Kazanmayı da en çok o haketti..Çoktu yüreğinin gelgitleri ve fakat haksız da değildi hani…Kendinizi koyunca Kuzey’in yerine, bunu anlamakta çok zor değildi..

Bir babanın oğluydu, en az kendisi kadar öfkeli bir babanın hem de…O babasına benzedi öfkesiyle de, yüreğiyle de…Bir Kuzey vardı en sahicisinden Sami babanın içinde…Bir Sami baba vardı en delikanlı yüreğiyle Kuzey’in hayatının tam merkezinde…Kuzey’i böylesine Kuzey yapandı Sami babanın sert ve öfkeli yanı belki, ama bir o kadar da yüreğinin en güzel yerinden Kuzey’e vermişti..Her ikisi de belli edemiyorlardı sevgilerini, öfkeleri kadar…Ama seviyorlardı en az öfkelendikleri kadar…Yâda şöyle diyelim, onlar sevmeyi bilenlerdendi..

Fedakârdı Kuzey…Öfkesi kadar, kendini düşünmeden sevdiklerinin önüne atılıverenlerden hani…Kardeşi için suç üstlenen, kardeşi için aşkından vazgeçen, kendisini hor gören annesine hiç düşünmeden evini açıveren…Babasına hem dost, hem arkadaş, hem destek..Güçlü olduğu kadar ağlamayı da bilen…Kardeşim dediği Ali için çırpınıp dökülen…Ali’nin kollarında öldüğü o an, belki Kuzey’in büyümeye başladığı andı. Bir dönüm noktasıydı onun için..Ali’nin son sözleri idi belki de onun tekrar yüreğine kulak vermesini sağlayan.

Ve yaralıydı Kuzey…Sevdiğine kavuşamamaktan, her an günah keçisi olmaktan, tüm yükü omuzlarında taşımaktan dolayı hem yaralı hem yorgundu. Ne yüreğine söz geçirebildi, ne aşkından vazgeçebildi. Eninde sonunda azat etti hem kendini, hem Cemre’yi…Çünkü onun için vazgeçmek, ölmek demekti…

Güney…Gözleri Siyah…Zifiri karanlıklar kadar ürküten bir hırs, iyiliğini bencillikle boğup yok eden bir ruh…Her duygusunu gizliden gizliye yaşayan. Öfkesini çok nadiren gösteren, daha çok zekâsıyla hareket eden, insanların zayıf noktalarından vurmayı seven Güney… Başarıya ve lüks bir hayata diktiği gözlerinde zaman zaman, belki çok yalnız kaldığı zaman ortaya çıkan o duygusallık, ne kadar gerçek ya da ne kadar sahte..Kim bilir..Güney her olaya başka yaklaşan, her ilişkisini başka yaşayan bir insan..Cemre’ye göre terk edip giden, Banu’ya göre gözünü para bürüyen, Kuzey’e göre hep sırtını dönen…Kuzey’i çözmek ne kadar kolay ise, Güney bir o kadar zor..

Bir annenin oğluydu, en az kendi kadar hırslı bir annenin hem de…annesinden aldı ne kadar hırsı öfkesi varsa.. Annesi de Güney’den yanaydı aslında. Belki kendi yaşadığı hayattan kurtulma çabasıydı onunkisi…Güney de hep annesinden yanaydı her kavgada…Babasının Kuzey’e verdiği her destek, onun da annesini korumasına sebep oldu.. Annesinin oğluydu Güney, oğlunun anasıydı Handan hanım..İkisi birlikte aslında biraz da menfaatlerinin ortaklığında buluşmuşlardı.. Ama anne oğul bile olsalar, menfaatlerinin bittiği yerde onların da ilişkileri bozulmuştu. Zira Handan Hanım da, oğlu Güney gibi bencildi. Kim ona rahat bir hayatı verirse, ondan yana dönüverirdi.. Ama Güney’in bugün annesinde yadırgadıkları aslında kendi yansımasından başka bir şey değildi..

Hırslıydı Güney, her şeyi arkasında bırakıp silmeye hazırdı, ama bilmiyordu ki, hırs aslında kaybetmenin diğer adıydı.. Hırslandıkça çalıştı, çalıştıkça kazandı, kazandıkça daha fazla hırslandı. Onun asıl hırsı belki de yalnızlığınaydı. Zira Güney, her adımında yalnızlığa yürüdü. Kendi ailesine sırtını dönmenin bedeli, yeni girdiği ailenin içinde kabul görmemek oldu. Dışarıdan güçlü göründüğü her an, aslında o çökmekteydi.. Kuzey yükseldikçe ve üstelik Güney’in bulduğu fikirle, bir kez daha anladı ki iyilik kendine hep güzel bir yol bulurdu..

Ve yaralıydı Güney…Onun Cemre’yi bırakmasının gerçek sebebi bir muamma…Kardeşi için Cemre’yi bırakmış olması, tamamen Kuzey’e karşı üstün gelme çabası gibi geliyor insana.. Sırf Kuzey onun için hapis yattı diye yapılan bir fedakârlık gibi olsa da…Güney bu…Mutlaka pay çıkarır kendine her olayda…Güney’in yaptığı her olayda, belki yüreğinin çok derinlerinde, kardeşi için yapılanlar var, açıkça anlatamasa da..Çok güzel gizliyor o iyiliği de, kötülüğü de zira..

Kuzey’i çözmek ne kadar kolay ise, Güney bir o kadar zor..Çünkü Kuzey, gerçek olamayacak kadar yiğit, cesur, fedakâr, romantik, sadık…Güney ise daha gerçeksi ve insani duygulara sahip... Hepimiz gibi, hırsları, bencilliği, iyiliği ve kötülüğü hepsi insana dair…

Ve elbette C E M R E !
İki ayrı kutbun birleşme noktası..Kocaman bir aşkın tam ortası…İki kardeşi birbirine düşüren bir ay parçası…Gözleri güzel, yüreği çok güzel…Sabırlı, şefkatli ve en önemlisi başından beri Kuzey’e âşık. Bazen hiç olmayacak yerde, olmayacak insanlarla sürer hayat. Cemre aynı zamanda, bir kadının hiç olamayacağı kadar da cesur.. Onca engele, zorluğa rağmen direnmekten, savaşmaktan vazgeçmeyen.  Aşkına hep ama hep sahip çıkan.  Hani derler ya, “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır”. İşte Cemre o kadınlardan, ama arkasında değil, sevdiği adamın hep yanında duranlardan.. Kadınların hayata ve aşka dair en büyük gerçeğidir bu…Kuzey gibi birini hayal eder, ama Güney gibi biri ile yola devam ederiz çoğu zaman.. Bazen şartlar, bazen mecburiyetler…Cemre işte tüm bu tabuları yıktığından bu kadar sevildi..


Güney mi Cemre’yi daha çok sevdi, yoksa Kuzey mi? Orası da çözülmez bir muamma..Aslolan, Kuzey’in Cemre’yi her şeyden daha çok sevmesidir zira..

Cemre’yi hangisi hak etti.. Bilinmez…Kime göre Kuzey, kimine göre Güney…Her ikisinden yana da değilim bu kez…Kuzey, kardeşinden geçti aşkı için, Güney sevdiğinden. Hangisi daha ağır gelir insana düşününce....Ama kalpler Kuzey’den yana olsa gerek bir nebze..

Ben bu yazıyı kaleme aldığımda henüz final yayınlanmamıştı..Büyük final bu akşam..Dolayısıyla, aşk mı kazanacak, hırs mı bu akşam göreceğiz. Gönüller aşkın kazanmasından yana olsa da, kötülerin kazandığı örnekler de çok bu hayatta…

Kuzey ve Güney…İki kardeş…İki yürek… İki sezon boyunca kendi yüreklerinden bizim yüreklerimize sundular hikâyelerini…

Biz onları çok sevdik…Onlar da çok sevdiler bence birbirlerini…Söyleyemeseler de…Gizleseler de…

Siyah İnci’den sevgiyle…
www.twitter.com/blackpearl42

  

Not : Final sonrası, final yorumları yazısı gelecek.. 


19 Haziran 2013 Çarşamba

Öyle bir geçti ki zaman...


  
Üç yıl önce dediler ki, “Öyle bir geçer zaman ki”…

Ve yaptılar dediklerini. Anlamadık onlarla beraber iken zaman nasıl geçti. Çok sevdik, ondandır belki. Zira hepsi hayattan, içimizden, evimizden, yüreğimizden biriydi…

Dün akşam bitti hikâyeleri. Bırakarak yüreğimizde son üç yılın izini. Neler yaşadık onlarla beraber kötü ya da iyi... Hepsi yüreğimizde ayrı bir yer etti.

Kimi zaman Cemile olduk, yüreğimizde hissettik en acı ihaneti.
Ali olduk çoğu zaman, ödedik yaptığımız her hatanın bedelini.
Kimi zaman Ahmet ve Berrin ile yaşadık aşkın en derinini. En büyük hasretini.
Hakan olduk kimi zaman, bıraktık sevdiğimizin mutluluğu için sevdiğimizi.
Aylin ve Soner olduk bazen de, ağladık aşkımıza içli içli.

Ağladık, güldük, üzüldük, sevindik, sevdik, nefret ettik…

Çok şey öğrendik onlarla beraber…

 Ali kaptandan öğrendik, huzuru ailemizden başka yerde bulamayacağımızı, ailemizi arkamıza attığımız her adımın, bizi aslında geriye götüreceğini.

Cemile öğretti bize, kadın olmayı, ana olmayı, yeri geldi mi işinin başında olmayı, ihaneti kendine ayakta kalmak için bir bahane yapmayı, en güçsüz zamanlarda bile güçlü olmayı, ağlarken direnebilmeyi, gül şerbetini, kızarmış ekmek tatlısını, hayatının ikinci baharında aşık olmanın lezzetini, acıyı ve bu acıyı çekebilme, katlanabilme başarısını..

Arif ile öğrendik ilkbaharın aşk, sonbaharın sevgi zamanı olduğunu..

Mete ile öğrendik, küçük yaşta kocaman adamlar olmayı, minicik yüreğimizde devlere layık aşklar büyütmeyi ve o aşklar ile büyümeyi. Kaybetmeyi, ama her kaybedişte biraz daha güçlenmeyi, pes etmemeyi, aşka küsmemeyi.

Berrin’den öğrendik, sevdiği uğruna sevmediği bir adamla yaşamanın dayanılmaz ezilmişliğini. Ve şüphesiz evlat hasretini… Anne olupta annelik yapamamanın hasretini.

Ve Hakan verdi bize, kendi elleriyle mutsuz ettiği Berrin’in mutluluğu için, kendi aşkından vazgeçmenin dersini. Dürüstlük nedir onunla öğrendik, onurlu bir aşk yaşamak ondan bize kaldı miras..

Ahmet olduk sonra… Ne büyük hasretler, içinde olmak istemediğimiz mecburiyetler hissettik, elimizi uzattık sevdiğimize, yüreğimize alamadık, çırpındıkça battık, battıkça mahvolduk. Ama yorulmadık hiç. Her daim aşktan yanaydık. Öylesine yürekten sevdik ki, hiç haber alamayacağımız anda o aşk bize aşkımızı getirdi, hediye etti…

Soner olduk kimi zaman. Onun kardeşi ve aşkı arasındaki en korkunç seçimi yapamayışı üzdü bizi, ne kardeşini terk et diyebildik, ne aşkına koş… Ama hep aşkı seçsin istedik içimizde bir yerlerde. Ve tam kavuştum derken kaybettik. İçimizde bir yerlerde bitmeyecek bir şarkı olup kaldı sevdiğimiz.

Murat olduk… Öldük aşk için.

Bahar olduk. Bir çocuğa annelik edebilmek için, onu dünyaya getirmiş olmaya gerekmediğini öğrendik kâh gülerek, eğlenerek, kâh hüzünlenerek.

Hasefe Kadın olduk… Gerçek sevgiyi, fedakârlığı, sabrı, katlanmayı, anlayışı öğrendik ondan. Ama uzun yaşamanın sırrını öğrenemedik :)

Amaç iyilik ise, insanoğlu için sınırların olmadığını öğrendik Süleyman sayesinde…

İş kötülük ise… Yine sınırlar yoktu Tuğrul gibilerle.

Ve kötülük deyince, elbette Caroline… Acımasız, bir o kadar edepsiz, yüreği en kötü ve karanlıklara örnek.

Osman olduk en sonunda… Küçücüktük ufacıktık, top oynadık acıktık, erik çaldık komşu bahçeden, âşık olduk ilkokulun en şeker kızına ve en masum aşklardan, hayatın en acı dönemlerine sürüklendik nasıl olduğunu bile anlamadan…

Çünkü.

Öyle bir geçiyordu ki zaman… Acımadan, umursamadan…

Nasılda hayatın içinden karakterler ve olaylar yaşadık onlarla üç sezon boyunca. Bir an bile tempoyu düşürmeden, başladığı ilk günden itibaren koruduğu itinalı iş için, hayatı bize olduğu gibi aktaran Öyle Bir Geçer Zaman ki ekibine, tüm oyuncularına, üç yıl boyunca bize yüreklerini açarak sundukları şahane hikâyeleri için sonsuz teşekkürler…

Öyle bir geçti ki zaman, hepsinin hikâyesini severek, ağlayarak, gülerek izledik. Ve dün akşam yaptık finalini en şahanesinden.
Ama.

Ne kadar geçerse geçsin zaman… Unutulmayacaksınız. Bunu hak ettiniz.


Siyah İnci’den Sevgiyle.
www.twitter.com/blackpearl42




14 Haziran 2013 Cuma

Kuzey&Güney...Hayal kırıklığı..




 Kuzey&Güney finale çok yaklaştı..Final öncesi bir özel yazı gelecek Kuzey&Güney severler için ama öncesinde araya bir bölüm yorumu almak ve dizide yaşanan Hayal Kırıklıklarından bahsetmek istedim. Bakalım gözümüze neler yansımış...

Anlayamadığım nokta şu..Nedense bu senaristler durup durup son bölüme sıkıştırıyorlar her şeyi..Şimdi finale iki bölüm kala başımıza bir de Sümer Tezkan cinayeti çıktı. Biz daha Ferhat cinayetinin esrarını çözememişken, ne alaka yani şimdi..Canım Barış kardeşimi de katil ettiler sonunda..Adamın geçen sezonki karizmasını bu sezon yerle bir ettiler. Yapmadığı kötülük kalmadı. Hepsi yetmezmiş gibi son iki bölüme sığdırılacak bir polisiye olaya da daha gerek var mıydı..Bence yoktu..Zira Barış bizi yeterince hayal kırıklığına uğrattı, üzerine tuz biber ekmeye gerek yoktu..

Hal böyle olunca, İki sezondur gözümüzü kırpmadan izlediğimiz Kuzey ile Cemre aşkı da hayallere kaldı..Ben o kurdukları hayali çok beğendim, Kuzey ile Cemre’nin bu haftaki âşık hallerini de çok beğendim..Hatta beni bırakın, kameradan izleyen polisleri gördünüz mü…Ağızlarından sular akıyordu ikisinin sarmaş dolaş hallerini görünce…Nasıl sakin, edepli, tertemiz bir aşk sahneleri vardı bu bölümde..Ama…Bütün bu seyrettiklerimiz sanki kötü bir son olacak izlenimi uyandırdı bende..Dilerim öyle olmaz ama sanki izleyicinin görmek istediğini gösterdiler bu bölümde, finale ise daha acı bir son hazırladılar..Kuzey&Güney için ben aslında unutulmaz bir final beliyorum, hayal kırıklığı değil. Umarım ben yanılırım da arkasından şöyle şahane bir final yazısı yazarız..

Hayal kırıklığı dedik ya bu yazı için , Hüsük ve Gülten açısından da büyük hayal kırıklıkları yaşandı değil mi..Hüsük için geçen sene bir yazı yazmıştım, Gülten ablam ona çok fazlaydı zaten…O daha sıradan kadınların erkeği..Gülten gibi deli dolu, hayat dolu bir kadın ile yapamazdı zaten..Gülten de onunla yapamazdı..Karavancı abimizden yana yaşadığı hayal kırıklığı sebebiyle, ben bakışlarından “aman Allah, kabul edecek Hüsük abiyi” diye korksam da, neyse ki kibarca ve kırmadan reddetti Hüseyin abiyi..Ne yalan söyleyeyim, evlenselerdi büyük bir fiyasko olacaktı. Her şeyi bir kenara bırakın, Zeynep ile Cemre’yi üvey kardeş olarak bile aynı evde düşünemiyorum ben..

Sanırım dizimizin en büyük hayal kırıklığını Aynur Hanım yaşıyor..Sami amcamdan yana kadın her gün ayrı bir şok yaşıyor malum..Daha önce de söylemiştim, Sami amcam değişmez, değişse şaşardım yani..Aynur hanımın da en büyük yanılgısı bu oldu zaten..Evlilik, karşınızdaki insanın değişeceğini düşünmekten çok, onu olduğu gibi kabul etmektir çünkü..

Hadi Aynur hanımı anlıyorum, kadın ne hayal etti, ne buldu karşısında..Üstelik Sami amcamı tanımıyordu, inandı güvendi..Peki Handan hanıma ne demeli..Yahu kadın, sen neyin derdindesin ben anlamadım ki..Kör öldü badem gözlü oldu adeta..Sami amcamı terk edip giderken arkasına bile bakmayan Handan Hanım, işler istediği gibi gitmeyince geldi dükkânın kasasına kuruldu iyi mi..Yaşadığı hayal kırıklığı, şimdi adeta Sami amcanın hayatındaki yerini ispat etme çabasına dönüştü..Ne acı değil mi?.

Ebru Hanım’da şok üstüne şok yaşamakta..Kadın sanırım en büyük hayal kırıklığını oğlundan yana yaşadı. Zaten Sinaner ailesinin evlatlarına bakınca, hayal kurmak yanlış olur ayrı konu..Barış, annesini çok büyük hayal kırıklığına uğratsa bile, Ebru Hanım yine de oğlunu korumayı ve delilleri yok etmeyi başardı. Bu noktada ben hayal kırıklığına uğradım açıkçası..

Banu ise artık hayal kırıklığına pek uğramaz zira sürekli bir hayal âleminde yaşıyor artık..Onu da çözemedim gitti zaten..Bir bakıyorsun aklı başında, cin gibi fikirler üretiyor, beş dakika sonra ağlamaya, delirmeye başlıyor. Nasıl bir hastalıkmış anlamadım gitti. Hastalık ile alay geçmiyorum elbette ama bu hızlı değişken ruh haline ayak uyduramaz oldum artık..Bu arada Bade İşçil evlendi, jenerikte eşinin soy ismi ile gördük ismini. Yürekten tebrik edip, uzun ömürlü ve çok mutlu bir evlilik hayatı dileyelim kendisine..

Peki ya Simay…Simay’ın hayal kırıklıklarından hangi birini anlatsam acaba..Kuzey’den yana, Ferhat’tan yana, Barış’tan yana, en son da Güney’den yana..Kızı savurmadık yer bırakmadılar. En son karanlık bir bodrumda eli ayağı bağlı perişan halde sürünürken gördük..Simay hak etti mi yaşadıklarını acaba...İnsan biraz da kendi hazırlıyor sonunu galiba..Orada eli ayağı bağlı yatarken, başını duvarlara kapılara vurana kadar, ayağını kapıya denk getirip şöyle iyi bir tekme ataydı iyiydi. Ama Simay bu..Akıl edemedi elbette..Allah tan her zamanki gibi Süpermenimiz Kuzey, onu da buldu kurtardı da rahat nefes aldım. Zira büyük ihtimal ile Simay bildiklerini anlatıp olayların birkaç dakikada çözülmesini sağlayıverecek…

Peki ya Güney…Adamın tüm hayal kırıklığı yetmezmiş gibi, bir de tek ayak üstünde kaldı..Buğra Gülsoy’un gerçekten ayağı kırık olduğu halde, işini aksatmaması da takdire değer doğrusu..Kendisine acil şifalar dileyerek, Güney’in hırslarının nasıl hayal kırıklıklarına dönüştüğünü izlemek çok keyifli doğrusu. Hoş adam hiç rahat durmuyor ki, nede olsa annesinin oğlu..Ama Güney’in bir farkı var..O olayları karıştırıp kenardan seyretmeyi seviyor..Bakalım finalde kaybeden Güney mi olacak, Kuzey mi?

Doğrusunu isterseniz, benim için en büyük hayal kırıklığı da Güney’in kazanması olur diyerek Kuzey Güney yazımızı da burada noktalayalım..

Siyah İnci'den sevgiyle...
www.twitter.com/blackpearl42