16 Ağustos 2015 Pazar

Güneş'in Kızları zirveyi de zorluyor..

Yaz sezonunun en iyilerinden biri..Tartışmasız..

Her bölüm bir öncekinden daha gizemli ve iddialı..

Oyuncu seçimlerinden diyaloglara, müziklerinden karakter derinliklerine kadar ince ince düşünüldüğü belli..

Güneşin Kızlarından bahsediyorum elbette..

Özellikle son iki haftadır ekrana kilitlendim. Gümbür gümbür koşturuyor Güneşin Kızları..Yeni sezonu garantileyen dizi, eminim sezonda da aynı başarıyı devam ettirecektir..

Şimdi gelelim son iki haftanın yorumlarına..

Kızların Savaş’ı kaçırmasından başlayalım. Tebrik etmek lazım, aksiyon filmlerini aratmadınız, zaten genellikle böyle sahnelerde her nedense çok şanslıdır insanlar. Kimse görmez, görse de anlamaz..Haluk kişisinden son anda kurtulup, Ahmet amcaya sığındılar ama ne yazık ki eve dönmekten kurtulamadılar. Bu arada Ahmet amca konusunda şüphelerim var..Adamın kardeşleri ile alakası yok. Ailenin üvey evladı falan olabilir mi acaba diye düşünüyorum..Haluk ne kadar öfkeli bir adamsa, Ahmet o kadar sakin, Rana ne kadar kibirliyse, Ahmet o kadar alçakgönüllü..Yakında onunla ilgili de bir gizem ortaya çıkar eminim..

Haluk kişisi yavaştan yüzünü göstermeye başladı. Adamın tam olarak hastalığını çözemedik, zaten neyi çözebiliyoruz ki şu anda..Haluk, öfke kontrolü konusunda başarısız bir adam bunu anlıyoruz, ama herkesin ortasında Ali’yi tokatlaması anlaşılacak gibi değil. Bu arada Güneş’in Haluk karşısındaki boyun eğmez tavırlarına da bayılıyorum. Savaş’ın kaçırılmasının bedelini en ağır ödeyen Ali oldu elbette. Zaten nedense Haluk sürekli birilerine bedel ödetmekten bahsediyor fark ettiniz mi..Her önüne çıkana ‘bunun bir bedeli var, biliyorsun değil mi” sorusunu sorup duruyor. Ali’nin yediği tokat aslında Haluk kişisinin kendi kalesine attığı bir gol idi..Ali zaten tüm suçu üzerine almakla, kızların gözünde hayli puan kazanmıştı. Bu tokat, Haluk için kazanılmış bir zaferden çok, kaybedilmiş bir güvenden başka bir şey değil..

Dip Not : Emre Kınay, Haluk karakteri ile ekrandan adeta ders verir nitelikte bir oyunculuk sergiliyor. Sesini kullanışından mimiklerine kadar,oyunculuk adına tek kelime enfes bir şölen sunuyor izleyiciye..

Selin ile Ali arasındaki engellenemeyen yakınlaşma bu tokat ile daha da arttı. Ali’nin kırılan gururunu ve öfkesini saklamak adına kendini gecelere atması, hatta Didem isimli eski hoşlandığı kıza yaklaşması Selin kadar bizi de çileden çıkarttı canlarım. Didem kişisinin o yapmacık tavırları fazlasıyla itici geldi bana. Üstüne Ali’nin Selin’i sürekli iten tavrı da fena sevimsiz.

Dip Not : Olmamış o Didem..Olmamış hiç..Fatmagül Fakı söylemesi gerekeni ezberlemiş çıkmış, oyunculuk falan değil onunki..Hoş, zaten oyuncu da değil..

Nazlı ile Savaş arasındaki bu arkadaş muhabbeti de fazla uzadı. Yahu herkes birbirine âşık işte, bunu niye saklıyoruz anlamadım ki. Bir arkadaştır, kardeştir, kankadır aldı başını gidiyor ama bakışlara, tavırlara bakarsan arkadaşlıkla alakası bile yok..Sen çocukluğunun en değerli hatırası olan maymunu gidip Savaş’a ver, sonra da sen benim kankamsın de..Kusura bakma Nazlı ama aşk ile arkadaşlığı ayıracak yaştayız. Bu bizim gözümüzden kaçmadıysa, annenin gözünden hiç kaçmaz benden söylemesi. Nazlı ile Savaş aşkı, fazlasıyla iddialı ve karışık. Üstelik daha da karışacak. Özellikle Melisa’nın ortaya çıkmasından sonra. Melisa’nın gidiş sebebini henüz bilmiyoruz elbette, zaten ne biliyoruz ki..Gizem üstüne gizem, sır üstüne sır var her konuda. Savaş’ın kalbi çok yaralı ve fazlasıyla yorgun. Nazlı ise, ne kadar asi görünse de, yumuşacık bir kalbi var..Yâda Savaş yumuşattı kalbini diyebiliriz. Savaş’a olan duyguları onu daha da çılgın yaptı, gözü hiçbir şeyi görmez oldu. Savaş’ın iyiliği söz konusu olunca, onu durdurabilecek kimse yok. Savaş ise bence Nazlı konusunda daha dikkatli hareket ediyor. Melisa’nın gidişi ile kapanmayan yarası hala kanamakta. Nazlı’ya karşı duyguları hayli kuvvetli ama onu üzmekten korkuyor. Dolayısıyla dikkatli yaklaşıyor.  Onların ilişkisi, Selin ile Ali’ye nazaran daha duygusal diyebiliriz..Onlar yaralı kalplerini, birbirlerine merhem etme derdindeler. Birbirleriyle savaşmaktan çok, destek olmak derdindeler. Böyle olunca da, aşkları dostlukla beslenip daha da güçleniyor..Ah bir de söyleyebilseler..Nazlı cidden fena nazlı çıktı...Onu aşkını söylemekten alıkoyan en önemli sebep Savaş’ın geçmişteki Melisa aşkı..Ama burun buruna gez, göz göze, dudak dudağa, diz dize sarmaş dolaş otur, sonrada aşığım demeye utan..Savaş çoktan anladı zaten de, Nazlı’nın itirafını bekliyor bence..Hoş, Savaş’ı hastanenin tepesinde görünce, aşkını itiraf etti ama sonra da öylesine söyledim dedi..Vallahi içim bunaldı benim bu gelgitlerden. Madem söyledin niye inkâr ediyorsun, madem inkâr ediyorsun, niye adama yaklaşıyorsun..Fakat çok önemli bir husus var ki, Melisa geri dönüyor. Zaten kız niye gitti, yok oldu onu da anlamadık henüz..O yüzden Nazlı ile Savaş’ı daha zor ve sancılı günler bekliyor..Yani Nazlı ile Melisa arasında hayli ateşli bir savaş başlayacak Savaş yüzünden eminim..

Dip Not : Bence Melisa, Nazlı’dan daha karizmatik ama Nazlı, Melisa’yı elinde çevirir çevirir fırlatır atar bir köşeye, sevimlilikte açık ara önde..

Gelelim Sevilay kardeşime. Yahu ne hastalıklı bağmış sizinkisi ben anlamadım. Hem Haluk’tan nefret et, hem de adamın kollarına kendini atmaya her an hazır ol..Kadın sürekli Haluk’un peşinde. Madem bu kadar seviyordun niye ayrıldın be kadın..Hoş niye nasıl ayrıldılar o ayrı muamma..Sevilay da ayrı deli..Sen kalk, Güneş’in ayağını sakatladığını itiraf et..Haluk dediğin adam, bakışıyla bile insanı öldürür Sevilay, seninki deli cesareti..Sevilay’ın kendini bu kadar aşağılatması da ayrı konu..Haluk karşısındaki bu zayıflığı ancak Haluk kişisinin daha çok nefretini kazanmana yol açıyor haberin yok..Kadın hem korkuyor, hem meydan okuyor. Haluk ile bu haftaki bölümde yüzleşmeleri hayli şahane bir sahneydi mesela..Bana sorarsanız, Sevilay’da en az Haluk kadar hasta..Böyle bir adamı sevmenin başka bir açıklaması olamaz. Neyse ki aynanın önünde duruyordu da, Haluk kişisi kendini aynada görünce çekti gitti. Yoksa Sevilay’ın ağzı burnu yine yer değiştirecekti..

Dip Not : Sevilay ablacım, Haluk kazara Güneş’den ayrılsa bile –ki çok zor ihtimal- seninle tekrar evlenmez, bunu kafana sok..

Geçen haftanın şüphesiz en bomba sahnesi Selin ve Ali’nin öpüşmesiydi. Valla Selin kusura bakma, seninki istemem yan cebime koy..Adamın peşini bırakma, imalar, bakışlar, göz süzmeler, gülücükler yap..Sonra öpünce dön arkanı git..Tabi olayın şoku ile Selin de ne yapacağını şaşırdı. O an için en iyisi gitmek gibi geldi. Zira Ali onun için bir kardeş ya da arkadaş değil. En azından Nazlı ile Savaş gibi arkadaş muhabbetine girmediler hiç..Onlarınki daha çekişmeli bir aşk. Kavga etmeden duramıyorlar, birbirlerine sürekli kötü sözleri edip kavga ediyorlar çünkü ikisi de aralarındaki çekimden haberdar. Korkuyorlar, ne uzak kalabiliyorlar, ne de bir arada yapabiliyorlar, tehlikenin farkındalar zira..Selin’in koşa koşa uzaklaşmasının tek sebebi de bu. Duygularının açığa çıkmasından korktu ama korku aşka engel olamaz.. Kusura bakma Selincim ama öyle yardım etme bahanelerine kimse inanmaz..Sen de bal gibi Ali kardeşime âşık oldun. Senin tüm sinirin, Ali’nin öpücüğüne karşılık vermen..
Dip Not : Ali Selin’i bir öptü, kafa bir milyon..O nasıl aşkmış arkadaş, adam dayak yedi, gıkı çıkmadı..

Güneş ise artık hiçbir şeyden emin değil. Bildiği tek şey, Haluk kişisinin o tanıyıp sevdiği adam olmadığı. Zaten hep böyle olmaz mı? Evlendikten sonra çıkar herkesin gerçek yüzü ortaya. Ama Güneş’in işi pek zor doğrusu..Haluk sadece öfke kontrolü olmayan bir adam değil. Daha onun hikâyesinde hayli sıkıntılı durumlar var eminim. Güneş artık dayanamadı ve İzmir’e kaçtı ama Haluktan orada da kurtulamadı. Haluk aslında Güneş’i çok seviyor ama kendine hâkim olamadığı öfkesi Güneş’i kaybetmesine yol açacak. Güneş’in İzmir ziyareti öncesi Rana ile konuşması da dikkat edilmesi gereken bir sahneydi doğrusu. Rana Hanım ilk baştaki o reddeden, istemeyen tavrını bırakıp, Güneş ve kızlarını kabullenme sürecine girdi farkındaysanız. Eskisi kadar sert değil. Zaten Rana teyzem, muhtemelen Haluk kişisinin bu manyaklıkları sebebiyle aileye yeni kişiler gelsin istemiyor. Başkalarının hayatı da kararmasın istiyor olmalı. Artık ailenin ne tür sırları varsa, Güneş’in bu sırları öğrenmesi nelere yol açacaksa, Rana hanım bunları kafasında hesap etmiş anlaşılan. Kadıncağız aslında göründüğü kadar kötü değil, tam tersine Güneş ve kızlarını kurtarmaya çalışıyor muhtemelen..Haluk Güneş’in peşinden koşa koşa İzmir’e geldi, itiraflar etti, pişmanlık sözleri söyledi ama Güneş’i ne kadar ikna etti ayrı konu..Tüm bunlar olurken Haluk eski doktorunu bulmaz mı..Bulmakla kalmadı, bizim kafamızı daha beter karıştırdı. O kadını buldum ne demek arkadaş yahu..Hele doktorun söylediklerine ne demeli..Adam Haluk’un söylediklerini duyunca gözleri yerinden oynayacaktı az kalsın, dünyası şaştı. Neymiş arkadaş bu sır bu kadar anlamadık ki..

Gençlerin Ağva gezisini ağzım kulaklarımda izledim ..Hele hele Ali ile Selin bir başka tatlılar..O kayıktaki halleri neydi öyle..Öpüşmüşler, onu halletmişler, bir de üzerine konuşuyorlar…Savaş ile Nazlı ne kadar romantik takılıyorlarsa, Ali ile Selin de o derece dalgacılar..Yâda aşklarını o dalganın altına saklıyorlar..Ali’nin Selin’in damarına basması çok tatlı, üzerine bir de o cazibesi eklenince insanın âşık olası geliyor vallahi..Ama Ali gibisi bulunur mu o ayrı konu..Ali, Selin’e göre çok daha tecrübeli..Dolayısıyla o öpüşmenin Selin üzerinde yarattığı etkinin farkında. Hal böyle olunca, işi gırgıra vurup Selin’i kızdırmak, Ali için büyük keyif oldu..Tabi bizim için de…Hele araya şu Didem sevimsizi girmeseydi daha da iyiydi..Ama ne oldu..Selin intikamını çok fena aldı..Hem de Ali’nin hiç beklemediği şekilde..Doğruluk mu Cesaret mi oyunu, Ali ile Selin arasında kocaman bir kıskançlık savaşına dönünce, Selin Ali’nin en büyük sırrını ortaya dökmeye kalktı. Yahu bir kadının damarına basarsın basmasına ama bedelini de ödersin sonunda..Öyle Selin’in gözünün önünde öpüşmeler, koklaşmalar da bir yere kadar..Yani Selin durdu durdu golü attı Ali’ye..Zaten çalan müzik bile Selin’in bir pislik yapacağını hissettirmişti de, bu kadarını da beklemiyorduk hani..Aç sırtını göster ne demek yahu.. E ama Ali de hak etti birazcık..Öyle gerine gerine Cesaret demesi değil..Hayır, Selin ne kadar cüretkâr bunu biliyorsun..Neyine uğraşıyorsun bu kadar..Zaten ben şimdiden söyleyeyim canlar, bu Ali ile Selin aşk falan yaşayamaz, biri diğerinin elinde kalır o derece..Zaten Selin en sonunda gitti Emre ile barışıverdi, Ali’de bunu Selin’in yanına bırakmadı. Yani canlarım, Ali ile Selin bakalım daha ne kadar canlarını yakacaklar birbirlerinin, izleyip göreceğiz..Çünkü “Unuttum” demek başka, gerçekten unutabilmek çok başka..dilleri başka konuşuyor, yürekleri başka..

Dip Not : Tolga Sarıtaş, göz kamaştırıyor..Yakışıklılık ve cazibesi bir yana, oyunculukta da müthiş bir performansı var..

Selin Ali’nin sırrını ona karşı kullanadursun, Savaş’ın moralini düzeltmeye çalıştıkları bu gezinti, Savaş’ın bunu öğrenmesiyle tam bir felakete dönüştü canlarım..Savaş kendini denize attı, Nazlı da peşinden..Biz genellikle böyle sulu ortamların sonunun öpüşmeyle bitmesine alışkınız ama yine olmadı, bakıştılar, konuştular, suyun içinde tartıştılar yahu..Bu gidişle Savaş ile Nazlı’nın şöyle doludizgin bir aşk yaşaması için ya Melisa’nın gelmesini bekleyeceğiz, ya da ikinci sezonu..

 Dip Not : Peri’nin Brezilya dizilerini aratmayan hayali beni benden aldı..Öldüm gülmekten..Ama çöpçatanlıkta bir yere kadar..

Şimdi gelelim benim kafama takılanlara..

Rana’nın Haluk’a söylediği “Git Sevilay’a her şeyi anlat, bıktım senin tehditlerinden” cümlesindeki her şey ve tehdit ne ?

Haluk kişisinin hikâyesinin tamamı ne?

Güneş’in eski kocası, ona neden Türkan diye hitap etti?

Güneş’in eski kocası ile Haluk arasındaki ilişki ne?

Haluk, Doktora “o kadını buldum” derken ne demek istedi?

Doktor, Haluk’a “sizin kim olduğunuzu biliyor mu” derken ne demek istedi..

Güneş’in kocası niye gitti, niye geri döndü?

Ahmet’in atölyesindeki 1997 yılı imzalı resimdeki kadın Güneş değil mi?

Eğer o resimdeki Güneş ise, Ahmet o resmi nasıl ve ne zaman yaptı?

Rana’nın kocası nerede, Savaş’ı neden evlatlık aldı?

Melisa niye gitti, niye dönüyor?

Sevilay ile Haluk ilişkisini bitiren ne?

Haluk, Ali’nin sırtını o hale getirecek dayağı neden attı..Ali’nin suçu neydi?

 Yemin ederim Lost dizisini geçtiler gizem konusunda. Ama dilerim meseleyi Lost gibi saçma sapan bir sonuca bağlamazlar. Zira böyle giderse Güneş’in Kızları, zirveyi kolay kolay bırakacak gibi görünmüyor diyerek bu uzunnnnn yazımıza bir son verelim..Yeni bölümü heyecanla bekleyelim..

Siyah İnci’den sevgilerle..

Twitter : @_BlackPearI_






5 Ağustos 2015 Çarşamba

Kırgın Çiçekler üzerine..

Yaz sezonunun dizi dünyası bakımından yoğun geçtiği bir dönemde, ben bu yoğunluğa fazla karışmadım bu sene..Zira kış sezonu da çok yoğun geçti..Çok fazla yazı yazamadım bu sezon, her bir dizi süresi en az bir buçuk saat olunca, hepsini izleyip, not alıp yazıya dökmek çok uzun ve yorucu gerçekten. Twitter yorumlarıma devam ettim ağırlıklı olarak. Yeni sezona neler olur hiç düşünmedim, niyetim bol bol ve eğlenceli yazılar yazmak ama sezonun durumu ne olur bilemiyorum.

Yeni sezon başlayana kadar, yazılarımı özleyen canlarım için bir yazı yazayım dedim.

Sezonun hemen hemen tek adam akıllı dramı Kırgın Çiçekler bu yazının konusu olacak..Kimse kırılıp gücenmesin ama nedense yaz dizilerinin alışılmış bir içeriği oluyor. Sakar kızlar, yakışıklı adamlar, yanlarında illaki de esas kız ya da oğlana âşık tipler ve tabii ki de karikatür dergilerinden fırlamış gibi duran, gerçek dışı komik karakterler..

Kırgın Çiçekler, bu formatın çok dışında yapısı ve işlediği konu itibariyle hayli dikkatimi çekmişti ilk bölümden. Genellikle ilk bölümlerdeki cazibe, ilerledikçe azalır bizim dizilerde. Kırgın çiçekler, bu duruma inat tempoyu giderek artırıyor..İllaki de gençler, sınıf çatışmaları, zengin kız fakir oğlan aşkları gibi klişeleri olsa da, esas konunun yanında onlar süs olarak kalıyor ve içerdiği dram dolu hikâyede bir parça yüzümüzü güldürüyor..

Gelelim Kırgın Çiçekler’de bu hafta benim payıma düşene..

Dizinin aşklarından başlamak istiyorum. Zira nedense çiftler pek uyumsuz. En çok gözüme batan Toprak ile Feride. Feride ile Toprak çok alakasızlar yahu. Feride, Toprağın yanında ablası olabilir, annesi dahi olabilir o potansiyel var. Ama sevgili olmaz ikisinden, kaç bölüm oldu, ben hala yakıştıramıyorum ikisini. Zaten İpek Karapınar oyunculuğu öyle çok fevkalade değil, her zamanki gibi sıradan, sakin, durağan bir performans. Karşısındaki Özgür Çevik olunca, bu daha da sırıtıyor. Birindeki yüzeysel oyunculuk ile diğerindeki doğallık çatışıyor. Feride ile Toprak tarz olarak ta inanılmaz farklılar, Feride’nin o kadınsı saçları, makyajı kılık kıyafeti ile Toprağın tarzı çok alakasız. Kusura bakmayın ama ben Feride ile Toprak aşkından elektrik alamıyorum.

Serkan ile Eylül aşkında da ne yazık ki istediğimi bulamadım. Henüz tam bir aşk başlamamış olsa da, ikisinin arasında bir türlü içime sinmeyen bir uyumsuzluk var..Kırgın Çiçekler kadrosundaki gençlerin çoğunluğu yeni yeni oyunculuğa ısınan isimler. Dolayısıyla çok fazla bir eleştiri yapmak şık olmayacak ama oyunculuk konusunda çok memnun olmuyorum izlerken..Serkan ile Eylül arasında görünüş olarak farklılık var bir kere. Eylül de Serkan’ın ablası gibi duruyor yanında. Bir de suratsız gençler izlemek beni yoruyor canlarım. Tamam, anlattıkları hikâye dolayısıyla göbek atmaları mümkün değil ama az biraz yüzlerini güldürün şu kızların yahu..

Dizinin belki de en merak ettiğim aşk hikâyesi Songül ile Güney aşkı..İkisinde de müthiş bir uyum var. Hoş, Gökçe Akyıldız, Songül karakterindeki performansıyla zaten yüreklerimizi fethetti. O ayrı konu. Songül gibi arıza, huysuz, delikanlı bir kızın nasıl âşık olacağı, aşkın onu nasıl değiştireceği hayli dikkat çekici. Güney ile Songül izlemeyi seviyorum, kavgalarını daha bir seviyorum. Umarım, inişli çıkışlı, hırçın bir aşk hikâyesi izleriz..Âşık olunca yumuşayan, çiçekli güllü böcekli canımlı cicimli bir ilişki ne Songül’e yakışır, ne de biz izleyiciyi memnun eder..

Aşk hikâyelerimizi kısaca ele aldıktan sonra gelelim Mesude kardeşime. Bu kadının o melankolik hali beni benden etti canlarım. Derya Artemel, tecrübeli bir oyuncu. Onun oyunculuğunda sıkıntı yok ama ben bu kadını hep dramlarda izledim. Şöyle cıvıl cıvıl bir karakterde izlemedim, oynadıysa da ben kaçırdım bilmiyorum. Burada da Mesude karakterinde, yaş olarak karaktere çok uygun olmasa da, oyunculuk noktasında durumu kurtarıyor.

 Gelelim Mesude’nin saçma sapan hallerine. Bir kere kadın ısrarla gerçekleri görmek istemiyor. Yahu evladını nasıl bu kadar ezer bir anne. Annesi ezerse bir evladı, kim ne yapmaz..Kalkıp kızına birde, sen beni mi kıskandın demez mi..Allah aşkına kimi kıskansın, niye kıskansın..Kemal dediğin adamın yaşı 30 ama kılık kıyafeti, saçı başı, tarzı, şekli biçimi 50 yaş zaten. Ayrıca seni kıskanmasına da gerek yok, adama bir kaş göz işaret etse, Kemal çoktan Eylül’e meyilli. Kemal’in bıraktığı üç beş altını bozdurmuş, gitmiş Kemal’e harçlık veriyor, yahu sen önce kiranı öde, çocuğunun karnını doyur, pazara git iki sebze al pişir. Kemal seni çok düşünüyordu sanki. Ayrıca maşallah yiyecek ekmeğiniz yok Mesude kardeşim ama evine internet bağlatmayı ihmal etmemişsin..Kocanın derdine düştüğün kadar çocuğunun derdine düşeydin iyiydi. Feride’nin yardım teklifine terslenip “sadakaya ihtiyacım yok” diyebiliyorsun ama kendini tacizci bir hırsızın insafına bırakmaktan da geri kalmıyorsun.  Anne dediğin nedir ki, evladının arkasında durmadıktan sonra..Yüzlerce kadın çocuk doğuruyor ama hepsi anne olamıyor işte.

Dip Not : Mesude kötü bir anne değil, sadece çaresiz ve korkak..

Peki ya Kemal..Adam şu güzel yaz günlerini burnumuzdan getirdi..İnsanı bakışlarıyla soyuyor derler ya, işte Kemal’in bakışları tam da öyle..Her durumda da paçayı kurtarıyor adam..Diziyi izleyenlerin en çok bedduasını alan karakter belki de o, bir o kadarda gerçekçi. Adamın bakışlarından,halinden tavrından ben bile tırsıyorum izlerken. En kötüsü de böyle tiplerin gerçekten hayatın içinde yaşıyor olduğunu düşünmek..Kemal çok ayarsız bir adam, kalkıp Eylül’ün kaldığı yurda gelip onu müdüre hanımın odasında tehdit edecek kadar da cesaretli. Yurdun müdürü Neriman Hanım, salla başını al maaşını kafasında olunca, yurtta kalan kızları değil tanımak, anlamaya bile çalışmayınca,  Kemal Eylül’ün burnunun dibine kadar girdi tabi. Kibarca tehdit etti, olmadı Kader’i kaçırdı, adam yürüyen kötülük makinesi mübarek. Nerden çıkacağı, kime ne yapacağı belli değil..Gerçi bölümün sonunda gözlerini belertip baktığı kimdi çok merak ettim. Kesin tanıdığı birine baktı o sahnede. Ve yine nereye kayboldu bu adam..Gerçekten öldü mü? Kader’in annesi Kemal’i öldürdüyse, ikisinin nasıl bir tanışıklığı var..Kader, yoksa Kemal’in kızı mı..Olur mu olur. Kafamda deli sorular..Kemal’in akıbeti yeni bölümde belli olacak ama bakın buraya yazıyorum. Kemal, hikâyenin asıl kahramanı. Kemal’in ölümü, dizinin eksenini değiştirir ve temel yapısı sarsılır, benden söylemesi..

Dip Not : Kemal karakterindeki Cansu Fırıncı, daha önceki rollerinin aksine çok uç bir karakteri oynama cesareti ve başarısı gösterdiği için, dizinin en çok parlayan yıldızıdır..

Şüphesiz, sınıf çatışmasının en yoğun yaşandığı dizimizin, zengin çocuklarının tavırları fena sinir bozucu. Hele de Serkan gibi, zengin ailenin şımarmamış oğlu iyilik peşinde koşarken, kardeşi Defne’nin yaşına başına bakmadan çevirdiği entrikalar beni benden aldı canlarım. İki kardeşin tamamen zıt karakterde olması güzel olmuş, ama abartılı..Sen o kadar zengin olacaksın, çok iyi eğitim ve terbiye alacaksın, sonra önüne geleni aşağılayacaksın. Böyle insanlar var mı bilmiyorum gerçekten, varsa da ben tanımayayım zaten..Serkan zaten muhtemelen evlatlık falan olsa gerek. Zira o anneden, o babadan nasıl böyle bir çocuk olmuş hayret. Gençler arasında en öne çıkan Songül dedik, evet karakter hayli iddialı , zaten yetimhane grubunun içinde en çok öne çıkan da o..Bir bakıma, geriye kalan tüm genç karakterlerin oyunculuk eksiğini tek başına tamamlamaya çalışıyor. Ben bir de Meral karakterindeki Aleyna Solaker’in performansını seviyorum. Hele hele bu haftaki bölüme damgasını vuran yarışma sahnesi çok keyifliydi. Meral’in o sinir bozucu tavrının altında, şahane bir ses varmış ta haberimiz yokmuş. Şarkı seçiminin cuk diye oturması da üzerine kapak oldu adeta. Yalnızlık Senfonisi gibi hayli iddialı bir şarkıyı, kendi yorumunu da ekleyerek, çok keyifli hale getiren Meral, yarışmadaki rakibi Defne’yi tepetaklak edip bizden de kocaman alkışlar aldı..

Dip Not : Kader kızımın annesi de ayrı hikâye. Kader’in ailesi hiç onun hayal ettiği gibi değil bence…

Gelelim Toprak kardeşime..Bu hafta Toprağın musluk ile imtihanı vardı. Feride’ye yaklaşma çabasını hoş görüyoruz elbette. Tamamda kardeşim,musluk tamir etmek her babayiğide nasip olmaz ki..Her şeyden önce vanayı kapataydın iyiydi mesela. Bunu hayatında hiç musluk ile uğraşmamış insan bile bilir. Ama yine de Toprak, on numara beş yıldız. Özgür Çevik ve onun o şahane doğallığı da eklenince, izlemelere doyulmuyor..Musluk tamir ederken, yoğunlaşma gerektiğini de Toprak kardeşim sayesinde öğrenmiş olduk. Ayrıca o motora çok yakışıyorsun Toprak ama Feride için aynını söyleyemeyeceğim..Şıkır şıkır ütülü kıyafetleri ve fönlü saçlarıyla Feride o motor için fazla şık..

Dip Not : Cemre’nin mezarlık sahnesi on numara beş yıldız bir performanstı..

Peki, o zaman…

Şimdi bir de şu açıdan bakalım..

Taciz ve aile içi ensest bu ülkenin en dramatik ve acilen çözülmesi gereken sorunlarından biri. Ve Kemal gibilere kızmamız, küfürler beddualar etmemiz bu sorunun çözümü değil ne yazık ki..Pek çok kadın bu ülkede taciz ve tecavüz ile karşı karşıya. Kimi zaman gencecik kızlar, üvey babasını bırakın, kendi öz babasının, kardeşinin tacizi ile tanışıyor küçücük yaşta..Kadınlarımız, özellikle belli bir kesim, çaresiz..Mesude’ye kızabiliriz, neden böyle bir adama mecbursun, dur ayaklarının üstünde diyebiliriz..Ama bu o kadar kolay değil gerçekten. Lafla peynir gemisi yürümüyor işte..Mesude gibi çaresiz çok kadın var..Ve öyle bir noktaya geldik ki ülke olarak, kadınlarımız artık kendini sevecek, âşık olacak, romantizm yaşatacak erkekten önce, kendini dövmeyecek, öldürmeyecek bir erkek arıyorlar. Toplumun kanayan en büyük yaralarından biri aile içi şiddet, aile içi taciz. Hayatın en acımasız olduğu noktada, dışarıdan izleyenler sadece acımakla kalınca, sorunlar da acınacak haldeler ne yazık ki..Mesude gibiler, Kemal gibilere muhtaç. Çünkü bizim kadınımız koruyacak bir sistemimiz yok. Kendi ayaklarının üzerinde durmaya kalkınca, üç çocuklu dul kadın yaftasını yiyecek bu kadınlar. Nüfus cüzdanından Dul kelimesini kaldırmakla çözülmüyor bu sorun, insanların kafasındaki önyargıları değiştirmeden bu ülkede Mesude gibi kadınlar, Kemal gibi erkeklere muhtaç olacaklar, katlanacaklar, ağlayacaklar, çocuklarını elleriyle götürüp yurtlara terk edecekler, hatta belki de ölecekler..

Ve eminim ki çok fazla var Kemal gibilerinden. Erkek olmanın adam olmakla aynı değerde olduğunu zanneden, ağzı başka konuşan, yüreğinin kötülüğünü gözlerine yansıtıp, ağzından salyalar akıtarak tertemiz kadınların kızlarının bedenlerini gözleriyle yiyip bitiren, erkek olma vasfı dolayısıyla her hakkı kendinde gören, bakan, dokunan, taciz eden, tecavüze kalkışan, döven, söven, bıçaklayan ve böylelikle erkek olduğunu zanneden bir takım şeref yoksunu insan müsvettesi..Bugün ekranlarda Kemal karakteri ile karşımıza çıkan bu tipler, inanın gerçekte Kemal’den çok daha fazlasını yapmaktalar..

Peki ya Eylül gibiler..Susmak zorunda olmayıp susanlar..Hayatın her zorluğunu yaşayıp bir de üstüne bu aşağılamayı yaşayanlar. Sadece kendisinden daha güçlü diye, bu eziyete katlananlar..Susuyorlar zira bu ülkede sırtın sağlam değilse, hele de kadınsan, sen hep suçlusun..Dizide bunu çok güzel işlediler..Gariban olmanın aslında günah keçisi olmakla eşdeğer olduğunu çok güzel anlattılar..Eylül’ün tacizle başlayan, annesinin bu gerçeği bile bile, çaresizlikten ve mecburiyetten Kemal’i tercih edip onu yurda bırakması ile sonlanan dramı, aslında kocaman bir başka dramın da başlangıcı oldu..

Anne ve babasız olmanın, küçücük yaşlarında, o minicik yürekleri ile kendisi gibi kimsesizlere destek olmanın ne demek olduğunu anladık biz Kırgın Çiçekler sayesinde..Tam olarak anladık mı bilinmez yaşamayınca..Kader sayesinde sokak sokak dolaşıp ailesini aramak, yoldan geçenlere “siz benim annem misiniz” diye sormak, annesinin arama ihtimaline karşın tüm vaktini bir telefonun başında geçirmek ne acı bunu öğrendik..Cemre sayesinde bir gecede kimsesiz kalıvermek, o küçümsediği hayatın bir parçası oluvermek, anne ve babasının mezarlarının arasında hayata tutunmaya çalışmanın ızdırabını hissettik. Eylül sayesinde, öz annesi tarafından terk edilmek, ağabey dediği adamın tacizine uğramak, susarken ağlamak kâbusumuz oldu..Ve aslında tüm bunların ancak yaşanınca anlaşılacağını düşünüp, yaşamamak için dualar ettik..

Bu hayatta kimileri Songül gibi, bu yalnızlığı öfke ve hırçınlıkla kapatmaya çalışır, kimileri Kader gibi ezilmeyi kabullenip hayaller ile..Kimileri de Eylül gibi ne susarak, ne kabullenerek, ne yapacağını bilmeden sürüklenerek..

Ben ne söylesem, bu dramı anlatmaya kelimeler de yetmez, yürekler de..

Son söz : Dili, dini, ırkı ve rengi ne olursa olsun, hiç kimse ne evlatsız kalsın, ne anasız babasız..Ve erkekler..Önce adam olmayı denesinler, erkeklik doğuştan zaten…

Tüm Kırgın Çiçekler ekibine, yazanına, oynayanına, set ekibinden yönetmenine tüm emek harcayanlara, böyle hassas bir konuda farkındalık yaratma çabaları için kocaman teşekkürler..


Siyah İnci’den sevgiyle…


Twitter : @_BlackPearI_

19 Temmuz 2015 Pazar

Yeni Yaz dizileri hakkında birkaç kelam..

Uzuuunnnnn bir aradan sonra tekrar merhaba canlarım,

Ne yalan söyleyeyim, yazmayı özlemişim..Sizleri de..

Bu sene yaz dizilerini takip etmiyorum çünkü kış sezonunda o kadar çok dizi takip ettim ki, hem çok yoruldum hem de sıkıldım. Dolayısıyla yaz sezonunu biraz kendime ayırmaya karar verdim. Yani kısaca bir iki dizi seçtim kendime, onun dışındakileri takip etmiyorum.  Ama sizler için yeni yaz dizilerinin birer ikişer bölümlerini izleyip yorumlayayım diye düşündüm. En azından henüz izlemedikleriniz var ise, fikriniz olsun…Bakalım bu yaz sezonunun dizilerinde neler var neler yok..

Takip ettiğim ve favorim olan dizilerden başlayarak küçük bir sıralama ile buyurun bakalım yaz dizilerine..

                Güneşin Kızları…

                Kesinlikle favorim. Yazın bana dizi izletmeyi başarmış bir yapım. Hiç soluksuz izleyeceğiniz, hem keyifli hem gizemli. Üstelik başrolde Emre Kınay gibi bir usta var ki, çok özlemişim onu izlemeyi. Fazla olmadı, en son Ulan İstanbul’da izlemiştik ama burada bambaşka..Ona partner olarak Evrim Alasya eşlik ediyor, haliyle şahane ikili olmuşlar. Gençler arasında benim en çok dikkatimi çeken Tolga Sarıtaş oldu. Çok yakışıklı ve çekici gencimizin oyunculuk performansı gerçekten göz dolduruyor. Kızlardan ise Burcu Özberk ile Hande Erçel arasında kaldım adeta. İkisi de çok başarılı..Son bölümlerde Teoman Kumbaracıbaşı da eklendi diziye. Hikâyesi çok değişik ve gizemli. Üstelik bu gizem giderek artıyor. Dolayısıyla Güneşin Kızları, bu yaz sezonunu başarıyla kapatır da yeni sezona da kalır…

                Tatlı Küçük Yalancılar..
                Ben gizem sevdiğimden galiba, ikinci favorim Tatlı Küçük Yalancılar. Kadronun da etkisi oldu ne yalan söyleyeyim. Ama hikâye gerçekten çok cazip. İlk bölümden benim dikkatimi çekti ve listenin ikinci sırasını aldı. Bir kere Şükrü Özyıldız var. Her ne kadar yine aynı tarz şehirli,eğitimli kibar görünümlü beyefendi rolünde olsa da, Şükrü Özyıldız her durumda izlenir zira ışığı çok farklı. Olgun Toker ise ikinci bomba. Hani Karadayı’nın Melih’i, Şeref Meselesi’nin Seyhan’ı..Şeref Meselesinde ona pek doyamamıştık, dolayısıyla burada da aşağı yukarı aynı tarz bir karakterde olması güzel oldu. Dizinin hemen hemen her karakterinde bir sır, bir gizem söz konusu. Hal böyle olunca çekimi de artıyor. Beni en çok ters köşe yapan  Deniz Şen Hamzaoğlu oldu. Karadayı dizisinin Bülent’i burada komiser rolüyle harika oynamış. Başta tanıyamadım bile o derece..Gelelim kadın karakterlere. Bensu Soral var ama zerrece ilerleme yok oyunculuğunda kimse kusura bakmasın. Ben Büşra Develi performansını çok beğendim. Hem oynadığı karakterin çok iddialı ve farklı olması, hem görünümü, hem oyunculuğu ile göz kamaştırdı ilk bölümde..5 üniversite öğrencisi genç kızın, bir arkadaşlarının ortadan kaybolması ve bir yıl sonra cesedinin bulunmasıyla içine düştükleri macerayı anlatan dizi, öyle çerez niyetine izlenecek dizilerden değil. Gerilim var, gizem var..Ömrü ne kadar olur bilmem ama izlemesi keyifli..

                Kiralık Aşk…
                Listenin üç numarası. Eğlenceli yaz dizilerinin en iyisi bana göre…Kadro ve hikâye çok komik..Elçin Sangu nihayet komedi oynamış. Oh be dedim görünce. Sürekli dram, sürekli suratsız ve mutsuz karakterlerden sonra Defne karakterine bayıldım ben..Barış Arduç ve Salih Bademci de komedi de güzel olmuşlar. Ama dizinin bence en şahanesi Nergis Kumbasar. Neriman karakterinde onu mutlaka izlemelisiniz. Levent Ülgen, yine üçkağıtcı, oyunbaz bir karakterde..Genel olarak hikâye de çok güzel. Biraz klasik olduğunu kabul etmeliyiz ve fakat hikâye ne olursa olsun, onu izleten oyuncudur . Kiralık aşk yazın en iyilerinden benden söylemesi..

                Kırgın Çiçekler..
                Alın size iddialı bir dizi daha…Sosyal bir yaraya fena halde parmak basıyor. Yetiştirme yurdunda kalan kızların dramını ortaya döken dizide yok yok..Üvey baba tacizi, varlıktan yokluğa düşen kızlar, cinayet, dram bolca gözyaşı..Böyle yazınca sıradan bir dram gibi görünse de, içinde güzel olaylar da var. Öncelikle dizinin yıldızı kötü üvey baba Cansu Fırıncı performansından söz etmek gerekir. Bakışıyla, tavrıyla cidden tam bir kötü..Kötü üvey baba Kemal karakterinde karşımıza çıkan Cansu Fırıncı ikinci bölümde kızlar tarafından öldürüldüyse de, karakterin hikâyedeki baskınlığı sebebiyle her an bir sürpriz yapabilir. Onun dışında İpek Karapınar, iyi kalpli yurt müdür yardımcısı rolünde. Ve fakat daha önce oynadığı şehirli okumuş kadın kabuğundan bu defada sıyrılamamış. Partneri Özgür Çevik karşısında biraz olgun kadın imajı çizse de, yaşayacakları inişli çıkışlı aşk bir parça diziye renk katacak gibi görünüyor. Onların dışında dizinin ağır topu, kötü müdire Neriman’ı oynayan Sacide Taşaner. Hep iyi karakterlerde izlediğimiz sevgili usta oyuncu, bu defa cidden kötü ve sinir bozucu..Yurtta kalan kızlara gelince..Ben Gökçe Akyıldız dışında, diğer kızların performanslarını yetersiz buldum. Ama Gökçe Akyıldız gerçekten döktürmüş..Eğer bu tarz dramlardan hoşlanıyorsanız ve cıvıl cıvıl yaz gününde evde oturup ağlamayı tercih ediyorsanız Kırgın Çiçekler tam size göre..

                İnadına Aşk..
                Cıvıl cıvıl hareketli bir dizi..Özellikle başroldeki Açelya  Topaloğlu çok eğlenceli bir hale getiriyor diziyi. Komedi konusunda hayli başarılı..Dizinin diğer oyuncuları için çok aman aman diyemem..Konusu da öyle orijinal falan değil. Birbirine başta sinir olan iki karakterin aşık olmalarıyla alakalı..Tüm çalışanlara asılan patron sevimsizliği de var dizide ne yazık ki.  Ve fakat cidden iyi vakit geçirebilirsiniz…Boş vaktiniz çoksa tabi..

                Aşk Zamanı..
                Çok istekli oturmuştum başına ama beklediğimi bulamadım . Bir kere, gerçekçi değil. Yok öyle zirvedeyken tüm işini bırakan mafya babaları. İnsanlara bu mafya babalarını komik sevimli gösterme furyası devam ediyor ama artık işin tadı iyice kaçtı. Köyceğiz’de çekilen dizinin kahramanlarının daha ilk bölümde gözlerine hemen birer erkek kestirmeleri de sevimsiz olmuş. Yavuz Bingöl’ü sorarsanız, ne mafya babası olabilmiş, ne de komik olabilmiş. Hiç yakıştıramadım rolüne onu. Diğer başrol Deniz Uğur, sözde kasabanın (ki Köyceğiz kasaba değil, ilçe) belediye başkanı rolünde. Yine şehirli, kültürlü bir kadın karakterini oynuyor. Kabadayı Orhan’ın kızlarının hiçbirini  gerçekçi bulmadım, samimi bulmadım. Sanki hala role girememişler. Şehirden küçük mütevazı bir kasabaya yerleşme fikri güzel ve fakat şehirdeki aynı lüksü devam ettirdikten sonra hayatlarında çok büyük bir değişiklik yok açıkçası. Kısacası Aşk Zamanı, bende aceleye getirilmiş ve tam olmamış bir izlenim bıraktı..

                İlişki Durumu Karışık.
                Epey değişik bir hikâyeyle başlayan dizinin, yine sıradanlaşan bir konusu var. Birbirine başta sinir olup hiç anlaşamayan iki karşı cinsin, sonrasında birbirine âşık olması. Bu kavram nedense tüm yaz dizilerinde var..Bir tanesini izlerseniz, neredeyse diğerlerini izlemiş kadar oluyorsunuz. İlişki durumu karışık dizisinde de durum değişmemiş. Zaten Başrolde Ayşegül karakterini oynayan Seren Şirince bire bir Duygu Yetiş kopyası. Tip olarakta, oyunculuk olarakta. İzlerken Duygu Yetiş’i izliyor gibi oldum. Dizinin erkek oyuncuları Berk Oktay ile Pamir Pekin ise gözleri bayram ettiren iki tip elbette. Hele de Pamir Pekin fevkalade bir oyunculuk sunmasa bile izlenir o derece..Onun dışında eğlenceli bir dizi diyebilirim. Çok ta üzerinde konuşacak bir durum yok ne yazık ki..

                Kalbim Ege’de kaldı..
                Hiç sevmedim..Çok kötü bir kopya..Oyuncular çok yapmacık..Sevenlerine izleyenlerine iyi seyirler dilemekten başka bir sözüm yok..

                Yaz’ın öyküsü…
                Konusu güzel ama hepsi o kadar işte..Başrolde Vildan Atasever var ki, yıllardır ekranda olmasına rağmen bir adım bile ilerleme yok oyuncuğunda. Ben bile yaparım o kadarını..Ezberleyip çıkmış yine her zamanki gibi..Çok yapmacık…Diziyi izletecek bir performans var ise, Vildan Atasever’in oynadığı Umut karakterinin eski kocası Merk karakterini oynayan Tansel Öngel..Müthiş müthiş müthiş oyunculuk gerçekten çok beğendim..Dizinin oyuncu kadrosu çok iyi olmasına rağmen, beni çok içine almadı hikâyesi..Ece Çeşmioğlu dizinin ismini veren Yaz karakterini oynamış. Güzel de oynamış. Uzun ömürlü olur mu bilmiyorum ama bana çok umut vermedi açıkçası

                Adı Mutluluk…
                Kaan Yıldırım ve Ezgi Eyüboğlu çiftinin popülerliğini kullanan dizi, bana sorarsanız çok sıradan bir gençlik dizisi. Öyle aman aman bir konusu yok. Karışık aşk ilişkileri, kavgalar, gürültüler falan filan..Tam yaz dizisi işte. Zaten Kaan Yıldırım, Ulan İstanbul’dan fırlayıp gelmiş gibi..Dolayısıyla beni çok fazla içine almadı. Sevenlerine saygımız sonsuz, ama benim tercihim değil ne yazık ki..

                Çilek Kokusu…
                Kiraz Mevsimi dizisinin hemen hemen aynısı diyebilirim. Ufak tefek farklar olsa da, hiç lezzet alamadım. Eğer Kiraz Mevsimi takipçisi iseniz, size hiç ilginç gelmeyecektir. Yakışıklı bir adam, sakar ve şımarık bir kız, karşılaşmalar, kavgalar, âşık olmalar..Kısaca öylesine vakit geçirmek istiyorsanız izlersiniz.

                Bu kadar dizi arasında bana sorarsanız, Güneş’in kızları, Kırgın Çiçekler, Kiralık aşk dışında yaz sezonun atlatacak dizi sayısı az. Haydi devam ettiler diyelim, yeni sezonda sağlam diziler ve bu sezondan kalan izleyicisi belirlenmiş diziler ekrana dönünce, işleri gerçekten zor..Ben bu yaz sezonunda üçü dışında başka dizi takip etmeyeceğim. Ama olur da ekranda rastlarsam, Twitter’den yorumlarıma devam edeceğim..Takipte kalın, mutlu kalın diyerek yaz dizileri yazımıza bir son verelim..

                Siyah İnci’den sevgiyle..

                www.twitter.com/@_BlackPearI_



27 Nisan 2015 Pazartesi

Aşkın her tanımı, her hali Karagül aşklarında..

                Dizilerin şahı Karagül, anlattığı her konuyu, detaylarıyla, hikâyeleriyle yüreğimize işlemekte en önde gidiyor..Ne konuları sıradan, ne karakterlerin hikâyeleri..Daha doğrusu, her karakter aslında hayatın içinde, ama öyle güzel yazıyorlar ve oyuncular öyle güzel anlatıyorlar ki yazılanı, her karakter kendisi hakkında ayrı bir yazı yazılacak kadar hikâye biriktirdi..
                Daha öncesinde Karagül annelerini, kadınlarını, erkeklerini ve gençlerini analiz etmiştik dilimiz döndüğünce. Karagül hikâyelerinin içinde insana dair çok önemli bir olgu daha var ki, tabii ki de aşk bunun adı..Bu yazımızda da Karagül’ün aşk defterini aralıyoruz, bakalım içinde ne hikâyeler varmış..
               
Aşk, aslında kocaman bir pişmanlıktır...

Sibel-Kasım aşkı deyince aklımıza ilk gelen bu cümle olsa gerek..Gençlik hatasının bedelini fazlasıyla ağır ödeyen Sibel, aşkın en kötü yüzlerinden birini de görmüş elbette. Kasım’ın aşkı ile kötülüğü arasında kendine yol aramış ama bulamamış, aşkının en güzel parçası evladına, yıllar sonra anne olarak sarılması da, bu aşkın en zor tarafı..Şimdilerde Kasım onu azat ettiğini söylese bile, Sibel’in yıllar boyu çektiği acının bedelini kim ödeyecek..Kasım, Sibel’i fazla sevmemiş, Sibel’e âşık bile olmamış bence..O bir gençlik ateşi imiş sadece Kasım için. Dolayısıyla aşk arkasından nasıl bir pişmanlık getirir, Sibel bunu en gerçekçi şekliyle yaşamış..Ve şimdi Özlem’i aynı pişmanlığa düşmekten kurtarmak istiyor. Kasım, Sibel’e yaptıklarının vicdan azabını çekmeye başladı. Zira şimdi Sibel’i anladı. Her ne kadar çok geç kalınmış bir pişmanlık olsa da, bu pişmanlık Kasım’ın yüreğini yumuşatmaya yeter artar..Ayşe, ikisinin o pişmanlık dolu aşklarının tek meyvesi. Ama bunu ne Kasım biliyor, ne bir başkası..Sibel, canı pahasına evladını koruma derdinde, ne Kasım umurunda ne Kendal, ne bir başkası. Çünkü onun aşkı boyut değiştirmiş, tüm hayatı ve aşkı iki evladı olmuş. Belki aşkın en güvenilir yanı da budur..


Aşk, umut ile nankörlük arasında koşan deli bir attır..

Kasım, yeni yeni öğreniyor aşkı..Özlem ise çoktan geçmiş aşk için çabalamaktan. Özlem ile Kasım arasında filizlenen aşk, bir taraf için umudu simgelerken, diğer taraf için nankörlükten başka bir şey değil. Bu noktada, Kasım, geçmişte Sibel’in durumu neyse, aynını yaşıyor..Deli gibi âşık olduğu Özlem, ne yazık ki, o kadar da âşık değil kendisine. Kasım bunu yakın zamanda anlayacak. Özlem’in aşkı, aslında hayatı kötülüklerle dolu olan Kasım’ın iyi olma çabası..Belki de bu yüzden bu kadar tutuldu bu aşka..Kalbinde biraz iyilik olsun istiyor, güzellik olsun istiyor Kasım. Ama Özlem, her an nankörlük edebilir bu aşka. Zira Özlem’in aşk deyince anladığı, kendini garantiye almaktan başka bir şey değil..


Çünkü aşk, çoğu zaman çaresizlikten doğar..Ve çaresizlikten biter..

Özlem’in kendini garantiye alma çabası dedik aşk için..Kasım, Kendal kadar varlıklı ve güçlü olsaydı, Özlem hiç düşünmeden Kasım ile alır başını giderdi. Kendal-Özlem ilişkisinde aşk yok bana göre..Onlarınki daha çok karşılıklı alışveriş. Kendal Özlem’i sevmiş midir, sanmıyorum. Özlem, hiç sevmemiştir zaten. Zira Özlem’in Kendal ile evliliği çaresizlikten başka bir şey değil. Özlem, kimi zaman sivri diliyle, acımasız haliyle sinirimize dokunsa bile, yaşadığı tüm olaylar birleşince, aslında çok yaralı bir yürek çıkıyor ortaya. Onun zaten kimseyi sevmeye, âşık olmaya vakti olmamış ki. Fakir bir ailenin yokluk yaşayan güzel kızı iken , Kendal gibi güçlü bir adamın adeta para ile satın alınan karısı olma sürecini yaşamış sadece..Kendal’ın evinde yokluk görmeden yaşadığı için katlanmış her şeye. Evladını kaybedişi ile başlayan Kendal’a olan nefreti, gün geçtikçe artarak devam etti..Tüm bu nefret ona ağır gelmiş olacak ki, gözünün önünde en yakınında olan Kasım’a sığındı..Kendal’a âşık olmamış, Kasım’a âşık oldu ama içinde bulunduğu sosyal konum, bu aşka izin vermedi elbette. Yine çaresizlik kaldı Özlem’in payına düşen..Kasım ise gerçekten ona âşık oldu..Özlem’i çok seviyor, onun için her şeye razı, bu belki Kasım’ın geçmişte Sibel’e yapamadıklarını yapıp, kendini temize çıkarma yoludur..Ama her durumda Kasım ile Özlem aşkı, birbirlerine çok uygun olsalar bile, bulundukları konum itibariyle çıkmaza girmiş durumda..


Aşk, Uçurumun kenarındaki incecik dala tutunmaktır..

         Ada ile Serdar, hikâyenin genç âşıklarından. Ada’nın Halfeti’de kalma, oraya alışma ve tutunma sebebi de diyebiliriz. Geldiği günden beri yaşadığı yere uyum sağlayamayan çok güzel ve hafiften uçuk kızımız Ada, Serdar ile uslandı adeta. Serdar’ın onun üzerindeki etkisi büyük. Bu yüzden yeni bir hayata uyum sağlamasında çok yardımı oldu. Serdar ile yaşadığı aşk, Ada’yı ilk günlere nazaran fazlasıyla olgunlaştırdı. Serdar ise, amaçsızca oraya buraya savrulmakta iken, Ada sayesinde yerleşik bir hayata geçmeyi başardı. Her ne kadar, boylu poslu ve yakışıklı olmasına rağmen, ideal bir damat adayı olmasa da, yaşadıkları şartlarda Ada için en iyisi de o. Sakin yapılı, fedakâr Serdar, Ada ile yaşadıkları pek çok üzücü olaya rağmen, aşkından vazgeçmedi..Kendisinden beklenmeyecek derecede sadık bir âşık Serdar. Ancak Ada ve Serdar aşkında, tuzu eksik bir yemek gibi, lezzetsiz bir durum söz konusu. Hani bazı aşklar vardır, ekrandan gümbür gümbür hissedilen. Ada ile Serdar aşkı anlatılan hikâyeye ve aşka rağmen çok heyecanlandıran bir aşk değil..
               

                Aşk, tam her şeyin bittiğini sandığın anda başlayandır..

                Elbette ki Maya..Ah Maya ne kadar üzüldü bu hikâyede. Hiç bilmeden Serdar’a âşık oldu. Serdar’ın, kendi kardeşi ile sevgili olduğunu bile bilmeden üstelik. Kötü tesadüf mü demeli, küçük yerde alternatifler az mı demeli bilmiyorum. Ama aşkın en zor hallerini yaşadı Maya. Serdar’a olan aşkını, kardeşine olan sevgisiyle içine gömmeye çalıştı ama bu sadece acısını artırdı..Serdar ise, o kimseyi üzmeyen, kırmayan tavrıyla hem bunu Ada’ya belli etmemeye, hem de Maya’yı üzmeden onu bu aşktan vazgeçirmeye çalıştı. Maya’nın bir sözü vardı hatırlarsanız. Pek çok kişiyi seveceğim belki hayatta ama o ilk aşk olarak hep kalacak..Maya, Serdar’ı unutmadı aslında, içine gömdü sadece. Ada’nın tam zıttı bir karakter olan Maya, bu aşk tesadüfünün acısını olgun ve kendine yakışacak şekilde atlatmaya çalıştı. Şimdilerde yepyeni bir aşka yelken açan Maya, Serdar aşkını atlattı mı bilinmez ama en azından eskisi kadar üzülmüyor bunu biliyoruz..


                Aşk, hiç ummadık anda sürprizler yapar..

                Maya’nın kırık kalbini Emre, onarabilir mi..En azından yüzünü güldürebiliyor ki, bu en güzel özelliğidir bir erkeğin. Emre, deli dolu, eğlenceli, hareketli haliyle, Maya’nın o sakin, durağan, olgun ve yaşından büyük hallerine tamamen zıt olsa da, zıt kutuplar birbirini çeker ilkesiyle olsa gerek, Maya’nın hayatına bir güneş gibi doğdu adeta..Tamam, çok parlak bir güneş değil belki ama Maya için gerçekten yaralarına ilaç gibi olduğu kesin. Serdar’ın büyülü etkisinden ve aşkından uzaklaşan Maya’nın bu güzel sürprizden çok şikâyetçi olduğunu sanmıyoruz. Tam aksine, hayatından oldukça memnun görünen Maya, Emre ile henüz yolun çok başında..Emre’nin ona karşı ilgisi çok açık. Bu derin bir aşk mı derseniz, hayır derim. Henüz tam adını koyamadığımız bir kıpırtı oluşmuş durumda. İlerleyen bölümlerde Maya ile Emre ilişkisinin geleceği nokta, hepimizin merakının odak noktasında..

               
Aşk, yalanlarla yıkılan, elinden tutanla ayağa kalkan ve her kötülükle savaşandır..

                Ebru için en güzel aşk tanımı bu olsa gerek. Aşk çemberinin içine en çok düşen karakterlerden biri neticede. Gerçi Ebru, o kendine has güçlü tavrıyla, öyle kolay kolay aşka teslim olacak biri gibi görünmese de, hayatın ne getireceği belli olmaz değil mi..Ebru ile Murat şüphesiz ki büyük aşk yaşamışlar, hoş Murat’ın Ebru ile bir hayat kurmak için, onu evladından ayırması aşkın neresine sığar ayrı konu..Ama Ebru, Murat’ı çok sevmiş bu besbelli. Bu yüzden Murat’ın yalanları ile karşılaşmak onu çok yaraladı ya zaten. Aşk, kolay kolay hazmedemez zira yalanı. Ebru, Murat’a olan aşkı ile adeta bilinmeze yürümüş, o kendi kurdukları dünyanın içinde çok mutlu yaşarken, aslında Murat’ın bambaşka bir hayatı olduğunu bilmeden..Gün gelip her şey ortaya çıkıverince, tüm yalanların ortasında, aşkını öfkesine kurban etti Ebru. Haklı mıydı derseniz, elbette. Murat ile olan aşkının bedeli, tüm yaşantısının alt üst olup, bir avluda onu istemeyenlerle savaşması oldu. Savaşırken yanındaki en büyük desteği Fırat idi elbette. Ebru ile Fırat aşkı aslında pek kabullenilmez idi, çok ta zordu, zaten Ebru’da bunu çok zor kabullendi. Onun Fırat’a olan hisleri, aşk mıydı, dostluk muydu tam anlamak mümkün olmadan Fırat öldü zaten. Şimdilerde ise muhtemelen Kenan ile aralarında bir yakınlık başlamasını bekliyoruz. Ebru’nun Kendal ile olan savaşında, güçlü bir destek olacak Kenan. Ve bir o kadar güçlü bir aşk hikâyesi de gelir diye umut ediyorum..


                Aşk, taze bir bahar dalıdır solmuş her gönülde..

                Bana sorsanız, hikâyenin en güzel aşkı Oğuz ile Narin’in aşkı derim. Zira en fazla sınanan aşkı onlarınki. Her ikisinin de, içlerinde büyüyen aşk fazlasıyla gerçekçi yansıyor ekrandan, üstelik en zor aşklardan biri onlarınki. Üstelik her ikisinin evladı da bu aşka karşı. Kim aşkı ile evladı arasında kalmak ister ki..Narin, fazlasıyla güzel bir kadın, kaderi tam tersi olsa da..Ona hem kızıyor, hem üzülüyoruz, ama geldiğimiz noktada Narin’in ilk zamanlara göre fazlasıyla yumuşadığını, olaylara daha mantıklı yaklaştığını görüyoruz. Bunun en büyük sebebi Oğuz ve ona duyduğu aşk. Narin, onu hayata bağlayan tek unsurun Baran olmadığını anladı zamanla, Oğuz ile yakınlaşması çok uzun sürdü. Çünkü bunu içine sindiremedi Narin, yaşı çok genç olsa da, bu aşkı yaşamaya hakkı olsa da, Baran’ı kaybetme korkusu onu hep durdurdu. Oğuz ise öyle hayatta elimizi sallasak çarpacak erkeklerden değil. Çok nadir bulunacak bir aşkın ve sadakatin sahibi. İlk günden beri âşık olduğu Narin için o da çok bedel ödemiş, her şeyden önce kızı ile arasındaki sorunların temelinde de bu var. Çok fazla cephede çarpışıyor ikisi de. Ne vazgeçebiliyorlar birbirlerinden, ne kavuşabiliyorlar. Hoş, Narin’in Oğuz’u başka bir kadınla görünce gidip yüzüğünü geri istemesi, tekrar onu parmağına takması hepimizi memnun etse de, Narin ile Oğuz kavuşması için daha çok bekleriz gibi geliyor..


                Aşk, zordur zaten, bir de zor olanı seversen..

                Melek o avlunun neredeyse yüzü hiç gülmeyen, gülemeyen genç kızı. Herkesin hayatının, kavgasının ortasında sıkışıp kalan Melek, önce nişanlısını kaybetti, sonra hiç olmayacak birine gönlünü verdi. Özlem’in abisi Sabri’yi seçti..Sabri, Meleğin tam tersine öfkeli, asi ve suçlu..Yapı olarak sert bir mizaca sahip olsa da, Sabri’nin Meleğe olan aşkı, aynen Narin’in yumuşaması gibi, onu da yumuşattı. Melek konusunda çok hassas..Onu hiç üzmek istemiyor ama hayatın onu getirdiği yer, bu amacına çok hizmet etmiyor. Melek ise fazlasıyla içine kapanık, duygusal bir genç kız. Sabri’ye âşık oldu, çünkü onun kalbini gördü Melek. Aslında içinde merhamet taşıdığını hissetti. Bu bir Stockholm Sendromu olabilir mi. Bence hayır, Melek ve Sabri her ne kadar imkânsız bir aşkın içinde olsalar da, bu aşkın getireceği her yükü taşımaya hazırlar. Melek, o konağın içinde, o kalabalığın içinde, başkalarının sorunlarına üzülmekten, kendi hayatını yaşamaya vakit bulamamış ve şimdi Sabri gibi bir adamın hayatının tam merkezine oturmak, onun için kolay vazgeçilemeyecek bir unsur. Kim sevilmeyi istemez ki. Melek, Sabri’ye her ne kadar öfkeli olsa bile, aşk mutlaka galip gelecek diyorum ben…


                Aşk, bir şarkıdır kulaklarda, ışıltıdır bakışlarda ve kalplerde tatlı bir çırpınmaca..

                Sanırım kimden söz ettiğimiz çok acık..Tabiî ki de Baran ve Ayşe..Aşkın en güzel, en saf, en temiz hali onlarınki..Üstelik o kadar zorluktan, acıdan, gözyaşından geçtiler ki..Ama bu aşklarını daha da pekiştirdi..Baran ile Ayşe bizlere lise aşklarımızı hatırlatıyorlar, öylesine temiz seviyorlar ki imrenmemek elde değil. Kalmadı böyle aşklar şimdilerde, belki Baran ile Ayşe’yi bu kadar benimsememiz bu yüzden. Aşkları çok sınandı ama onlar her sınanışta biraz daha bağlandılar. Kimi zaman kavga, kimi zaman kıskançlıklar, kimi zaman gözyaşları arasında, onlar büyüdükçe aşkları da büyüyor. Aşkları büyüdükçe, onlar daha bir anlıyor birbirinin kıymetini. Ve aslında Baran ile Ayşe anlatıyor hepimize, aşkın gücünü. Öyle en ufacık bir zorlukta bırakmamak gerek sevdiğinin peşini. Baran deli dolu, delikanlı..Sevdi mi sonuna kadar sevenlerden, hayatın yükünü çok küçük yaşta aldı sırtına..Ne de olsa o Küçük Kendal..Ama Ayşe elini tuttuğu an, akan sular duruyor, dünya tersine dönüyor sanki. Baran ile Ayşe, daha bu yaşlarında birbirine hem sevgili, hem arkadaş, hem kardeş, hem yoldaş..Aşk dediğimiz zaten tam da bu değil midir zaten..

               
                İşte böyle canlarım. Karagül deyince içinden ne hikâyeler çıkıyor, bazen biz bile şaşırıyoruz. Aşkın her halini Karagül karakterlerinde görmek mümkün..Adeta aşkı parçalamışlar, bin bir özelliğini dağıtmışlar her bir çiftimize..Acısıyla, gözyaşıyla, kalp çarpıntısıyla, heyecanıyla, şarkısıyla, türküsüyle, kahkahasıyla, ihanetiyle, pişmanlığıyla, cesaretiyle, Aşk dediğin kocaman bir bilmece..Ama kimse aşksız kalmasın öyle ya da böyle..


      Siyah İnci’den sevgiyle..
               


20 Mart 2015 Cuma

Onlar Karagül gençleri..Hepsinin de var bir acı hikayesi

Kalabalık dizi mi çekeceksin, Karagül gibi her karakterine ayrı bir hikâye yazacaksın, izleyenler her birinde kendini bulacak..Muhtemelen Karagül dizisinin başarısındaki en önemli etken de budur..Hikâyenin sağlamlığı kadar, zengin karakter sayısının dengeli bir şekilde dağılması..Her karakterin de ayrı bir hikâyesi olması elbette..

Bugüne kadar Karagül kadınlarını ve erkeklerini yazdık..Bu defa Karagül gençlerini konuşacağız..Bakalım Karagül’ün gençleri için bizim payımıza neler düşmüş..

Baran…

O bir Küçük Kendal…Ama Ada kızımıza göre..Bana sorarsanız Kendal ile alakası bile yok Baran’ın..Zira yüreğinde merhamet ve sevgi taşıyabiliyor..Yaşından büyük sorunlarla karşı karşıya kaldı Baran..Babasını kaybetti ama zaten onun babası hiç olmamıştı ki…Bir konağın avlusuna sığınmış annesi ve kendisi..Biraz atarlı bir genç Baran..Deyim yerindeyse Delikanlı..Boğuştuğu sorunlardan bunalan, tüm kargaşa arasında âşık olan, ama sevdiği kız ile yaşıtları gibi dolu dolu bir aşk yaşayamayan..Bir taraftan babasının diğer karısı ve ondan olan kardeşleri ile uğraşan..Öfkeli, her an kavgaya hazır Baran...
İlk tanıdığımızda böyleydi Baran…Zaman geçti, sorunlar geçmedi..Hatta daha da büyüdü ama Baran değişti..Çünkü o, kendisine yapılan iyiliğe nankörlük edemeyecek kadar yufka yürekliydi. Yaşadığı toprakların kendisine biçtiği asan, kesen, ezen erkek rolünü oynamaya çalıştı ama yüreği daha ağır bastı..Düşman bildiği kardeşlerine yaklaştı, nefret ettiğini sandığı Ebru’dan aslında nefret edemediğini anladı. Doğruyu ve yanlışı ayırabilmeyi ve adaletli davranmayı öğrendi..Olaylara öfkeyle değil, yüreğiyle bakmaya başladı ve bundan kendisi de çok memnun...Baran için henüz her şey bitmedi..Asıl kavgasını henüz yapmadı, asıl savaşı henüz başlamadı..Gerçek annesini öğrendiğinde başlayacak Baran’ın sınavı..Henüz daha en başında..

Ada..

Bakın Ada için Dişi Kendal diyebiliriz..Öfke onda, kin onda..Bana sorarsanız epey de saygısız bir kız Ada..Yaşadıkları ona bu saygısızlık hakkını vermiyor, zira Karagül gençlerinin hepsinin ayrı bir sorunu var hayatında..Hiçbirinin güllük gülistanlık değil. Ada fazlasıyla hareketli bir hayatın kızı iken, her şey tepetaklak olunca ve tüm o dertsiz hayatını bırakıp, yaşadığı hayatın tam tersi bir hayata başlayınca, kabullenemedi..Elbette haklı olduğu taraflar var, ama bunun suçunu etrafında onunla aynı kaderi yaşayan insanlara yüklemek çok doğru gelmiyor..Her fırsatta birilerini suçlamaya hazır Ada, hiç kendine dönüp bakmayı beceremiyor ama..Sütten çıkma ak kaşık değil sonuçta..

Öfkesini dışa vurabilen bir kız Ada..İçine atmıyor hiçbir kelimeyi, kim hak ettiyse ağzına geleni söyleyiveriyor..Kendal’a kafa tutabilen, üstüne yürüyebilen Ada, cesareti sayesinde sempati topluyor..Zira Kendal, çok ta sevilen biri değil..Ama aynı pervasızlığı, ona başından beri açıktan yâda gizli destek olan ev halkına, özellikle Kadriye Ana’ya gösterdiğinde, Ada tahammül edilmez bir kız olabiliyor..Evet, kaprisli. Ama güçlü..Zaman zaman onu bir bankta oturmuş, olan bitenden yorulmuş ağlarken görebiliyoruz. Ama çoğunlukla ada olaylar karşısında dimdik durabilen bir kız Halfeti’ye onu ısındıran tek şey, Serdar’ın aşkı oldu..Ada, âşıkken bile öyle kendini kapıp koyuveren biri değil..Zira onun kimseye eyvallahı yok ve bu anlamda kardeşi Baran ile çok benziyorlar birbirlerine…

Tüm bunlara rağmen, ailesi konusunda çok hassas Ada. Onun bu bitmek bilmez öfkesinin en büyük sebebi de, annesinin uğradığı haksızlıklar aslında..Ama bir taraftan, kardeşi için sevdiği adamdan vazgeçecek kadar fedakâr bir kız Ada..Hiç göstermese de, göğsünde bir genç kız kalbi var onun..Çok nadiren ortaya çıkarsa da merhametini, o aslında Baran’ın kardeşi..Ve kardeşleri arasında ona en çok benzeyeni..

Maya..

Ada ve Baran’ın tam tersi..Öfkelense bile sakin..Hanımefendi ve saygılı..Sevmediği insanlara bile üstelik..Bu anlamda Maya kusursuz bir evlat..O da geldiğinden beri çok acılar yaşadı, ama kardeşi Ada’nın tersine o içine atmayı tercih etti..Annesine geldiklerinden beri en büyük destek o..Yaşından beklenmeyecek kadar olgun..Olaylara hep sakin ve sağduyulu yaklaşan Maya, günümüz gençliği ile kıyaslanınca masal kahramanı gibi duruyor..Yüzü kadar güzel bir kalbi var..Baran ile Ada’nın tam tersi bir yumuşaklığı da..O herkese karşı saygılı, taşkınlığı yok..En öfkeli olduğu anlarda bile..O üzüldüğünde de, sevindiğinde de gözyaşlarına sığınmayı seçiyor, suskunluk onun diğer adı..Yaşadıklarına ve başlarına gelene memnun olmasa da razı..Rüzgâr’ın da ikinci annesi gibi..Ona Ada’dan daha yakın olduğunu görebiliyoruz. Bir anlamda Rüzgâr ile Maya birbirine çok benziyor. İkisi de sakin ve suskunluğa sığınanlardan.

Maya’nın Halfeti’de yaşadığı en büyük travmalardan biri de, yüreğinin sınavı oldu elbette..Bilmeden kardeşinin sevgilisine âşık olan, aslında hiç suçu da olmayan Maya, çektiği kalp ağrısından yine kendi suskunluğuna sarıldı. Çünkü yapı olarak kendisi ne kadar hassas ise, aynı zamanda kimseyi üzemeyecek kadar da fedakâr..Son dönemde Serdar aşkından bir nebze olsun uzaklaştığını görüyoruz, Emre’nin hayatına girmesi, Maya’nın yaralarla dolu kalbine ilaç olacak gibi görünmekte..

Ayşe..

Şüphesiz, en iddialı ve hikâyesi en acıklı olan gençlerimizden biri Ayşe..Kendi halinde, masum, tertemiz bir kız tanıdık en başlarda..Ayşe, hala da öyle..Onunda yaşadıkları ele avuca sığacak gibi değil. Hayatı sürekli altüst olan bir genç kız..Çalışkan, zeki ve mantıklı..Yaşından olgun oda Maya gibi..Ama yeri geldiğinde Ada gibi çıkışları da var..Bir noktada Ada ile Maya karışımı diyebiliriz Ayşe için..Önce ablasının hamileliği, hiç sevmediği bir adamın evinde bir odaya tıkılmaları, Baran ile olan ilişkisindeki hassas noktalar, Narin’in onu kabullenemeyişi, ablasının itilip kakılması, tüm bunlara rağmen onun kendini kurtarmaya çalışması, azmi, başarısı ve en nihayetinde ablasının aslında annesi olduğunu öğrenmesi…Yok artık bu kadar da olmaz dediğimiz bu hikâye, aslında izlerken niye olmasın dedirtiyor bize..Ayşe’nin ruh sağlığının bu kadar şok arasında sağlam kalması bile bir mucize..Öfkenin genç bedenlerdeki önüne geleni yıkma, kırma hevesi, Ayşe’de de ortaya çıksa bile, geçen zamanla birlikte inadını bir parça kıracak gibi görünüyor..Ayşe, babasının kim olduğunu öğrenecek mi bilmiyoruz, hikâyenin bir diğer can alıcı noktası da bu malum. Annesini affedip kabullenebildiği ve hikâyesini dinleyebildiği gün, babasının kim olduğunu öğrenmek isteyecektir elbette ve bu durum yeni bir travma yaşamasına sebep olacaktır. Yine de Ayşe karakteri, narin, adaletli ve dürüst karakteri ile örnek alınacak gençler arasında yer alıyor..

Asım..

Ah Asım…Ne kadar yazsak, ne kadar anlatsak, Asım’ı ifade etmek mümkün olmayacak..O, aslında tüm gençlerin tam ortasında..Onlara “sizinki de dert mi” diyecek konumda..Çevresinde olup biten her şeyi yüreğine gömen, çocukluğunun, gençliğinin tadını çıkaramamış, annesi ile sığındığı bir göz odada, dünyalara sığmayacak bir kalbin sahibi Asım..O, bedenindeki engelleri yüreği ile aşmış, öyle ki bazen ettiği bir cümle ile aslında asıl engellinin kendisi olmadığını öyle güzel anlatıyor ki..Kocaman bir kalbi var Asım’ın, herkese yer var, babasına en çok..Babası ile aynı evin içinde, onun damla sevgisine hasret olan Asım, kendisine verilmeyen sevginin, kardeşi Mehdi’ye verilmesine kırılsa bile, ona yardım etmek söz konusu olunca, gözünü bile kırpmıyor..O, sevgi ile her engelin aşılabileceğine inanmış..Aslında çok seviliyor Asım..Konaktaki herkes onun üzerine titriyor..Ama Asım’ın gözünün içine baktığı, bir gülümseme beklediği tek kişi var, o da babası Kendal…
İçinde ne fırtınalar kopuyor kim bilir..Bazen söylüyor, bazen gözleri ile konuşuyor..Onun bir bakışı, yüreklere ok gibi saplanıyor. Bazen de boynunu büküp, arkasını dönüp çekip gidişleri var Asım’ın..Ne kadar uzaklaşsa, o kadar saplanıyor çaresizliğine..Onun sadece bedeni engelli, yüreği engin bir deniz, adaleti sonsuz, sevgi anlayışı tarifsiz..Onu sahiplenmeyen babasının, oğlum diyerek bağrına bastığı kardeşini, “o benim kardeşim” diye sahiplenecek kadar da delikanlı..

Asım takım elbise giyemeyecek belki, araba süremeyecek, onun tek mutluluğu bir pamuk şekerin çubuğunda saklı kalacak ama Asım ve Asım gibilerin yüreklerindeki merhamet, sevgi ve vicdan, biz kendimizi sapasağlam zannedenlerin hiçbir zaman elde edemediği tek erdem olacak..

Melek…

Melek, öylesine sıkışıp kalmış biri ki o konakta ve o hayatta..Abisinin baskısı altında var olmaya çalışan gencecik bir kız ama fazlasıyla yorgun onunda yüreği yaşadıklarından sonra..Onun da diğer gençlerden geri kalır yanı yok, sevgilisin ölmesi, abisinin neredeyse onu cayır cayır yakması bir yana, şimdilerde hiç olmayacak birinin peşinden koşmakta..Ne yapacağını bilmiyor Melek, tek bildiği yaşadığı o cendereden kurtulmak, kendi ayaklarını üzerinde durmak, ben de varım bu hayatta diyebilmek…Bunu ne kadar başaracak henüz bilmiyoruz..Melek çok baskın bir karakter değil. Ama hikâye dönüp dolaşıp onu kilit noktası haline de getiriyor..Hiç bir olaya karışmadan kenarda otururken, bir bakmışsınız ki en gizli sırlar Meleğin avuçlarında..Çok fazla yük taşıdı, abisi Kendal ile olan savaşı hiç bitmeyecek, onun gibi çok genç kız var, Melek yaşadığı avludan çıkıp, tahsil hayatına devam edebilirse, onun yaşadığını yaşayan pek çok kıza da umut olacak şüphesiz…

Serdar..

Yaşadığı kusursuz hayattan, Halfeti’ye gelince bunalımlara giren Ada kızımız için, onu orda tutacak bir sebep olarak tanıştığımız Serdar, aslına bakarsanız hiç ideal bir eş adayı falan değil..Hali hazırda hala boş gezenin kalfası olarak çalışma yaşantısına devam eden Serdar, bilmeden dâhil olduğu aşk üçgeninin bunalımını ve bu hikâyenin suçsuz mahkûmlarından biri olma durumunu tam olarak aşamadı..Aslına bakarsak, Serdar’ın hiç suçu yok..Zaten Ada-Maya-Serdar üçgeninde suçlu olan hiç kimse yok, ama üzülen çok..Yakışıklı bir çocuk Serdar, Ada’yı gerçekten seviyor..Maya’ya umut vermese de onun incinmesini de istemiyor. Kesinlikle kötü biri değil Serdar..Tek kusuru o yaşa gelip hala bir baltaya sap olamaması..Hikâyenin içine uzun zaman dâhil olmasına rağmen, onun bu başıboş halleri göze batıyor..Ada ile ilişkisini yeni yeni düzeltmeye çalışan Serdar, mutluluğu bulacak mı bilinmez ama bir an önce iş bulsa iyi eder..

Emre..

Emre karakteri başta hayli itici gelse de, zaman geçtikçe ısınmaya başladığımız biri oldu..Maya’nın umutsuz Serdar aşkına, bir yara bandı olarak düşünülen karakter, sevimli, sempatik bir genç delikanlı..Elbette tüm Karagül gençleri gibi onun da acı bir hikâyesi var..Annesini öldürmüş, isteyerek değil elbette ama bu tüm hayatını etkileyen bir travma olarak onun içinde kalmış. Hazırcevap ve ukala, ayrıca bir parça sorumsuzluk ta var Emre’de ama göze batmıyor. Zira bu sorumsuzlukları, kendinin birilerine yardım etme arzusundan kaynaklı..Arkadaş canlısı ve fedakâr olan Emre, arkadaşları söz konusu olduğunda kendini ateşe atmaya da çekinmeyecek kadar gözü kara…Maya’nın şahane gözlerinin de bu olumlu özellikleri ortaya çıkarma arzusunda payı olsa gerek.. Teyzesi ile beraber yaşayan Emre’nin, Maya için biçilmiş kaftan olduğunu söylemeye gerek yok…Hayli sempatik ve romantik olan Emre, Maya ile aşk denizine yelken açacak gibi görünüyor…

Deniz..

Deniz, Oğuz Komutan’ın sonralardan çıkıp gelen kızı..Tam Ada’ya kanka olacak bir tip. Öyle de oldu zaten..O da atarlı, öfkeli, deli dolu, birazda boşboğaz..Annesi ile babasının ayrılığından fazlasıyla etkilenip, babasına hayli öfkeli olan Deniz, babasına sığınmaktan çekinmedi. Şimdilerde babasının evinde, arada derede arkadaşları ile takılan Deniz’in gençler arasındaki olaylara katılması dışında çok fonksiyonunu göremiyoruz. İlk başlarda, Ayşe’ye bir rakip mi düşüncesi hayli yoğun oluşmuştu benim nazarımda ve fakat Baran ile Ayşe arasındaki hassas dengeyi bozmadılar. Deniz’de her bir arkadaşına yardımcı, ama kendisine faydası olmayan bir karakter olarak hikâyenin içinde yol almakta. Onun bunalımları çok alışılmış gelse de..Karagül bu…her an bir sürpriz patlak verebilir..

Onlar, zorlu toprakların, keskin rüzgarların güçlü fidanları..Her birinde, kısacık ömürlerine rağmen, yaşanmış birkaç ömürlük birikmişlik..Yüreklerinde yük, sırtlarında kambur var…Direniyorlar her acıya, kimi zaman elele, kimi zaman birbirlerine sarılarak, kimi zaman kavganın tam ortasında, bırakıp kendilerini hıçkırıklara teslim olarak…

Pek çoğunuzun izlerken, “yok canım, olur mu böyle şeyler” dediği olayların, aslında bir yerlerde olduğunu,yaşandığını hepimiz biliyoruz..Karagül gençleri de, aşklarıyla, acılarıyla, hüzünleriyle, kahkahalarıyla, bin bir çeşit renk sunuyorlar bize ekrandan..

Baran karakteri ile Mert Yazıcıoğlu…
Ada karakteri ile Ayça Ayşin Turan..
Maya karakteri ile İlayda Çevik…
Ayşe karakteri ile Sevda Erginci..
Asım karakteri ile Can Atak…
Melek karakteri ile Sebahat Kumaş…
Serdar Karakteri ile Burak Çelik…
Emre karakteri ile Feyzan Soykan..
Deniz karakteri ile Su Olgaç..

Hepsi çok güzeller, çok yetenekliler…Bizleri tanıştırdıkları bu karakterler için yüreklerini ortaya koydular..Hepsine kocaman teşekkürler verdikleri keyif, sundukları hikâyeler için..Yolları uzun, yürekleri hep böyle güzel kalsın…

Siyah İnci’den sevgiyle…