30 Kasım 2013 Cumartesi

Kaçak'tan aldığınız keyif hiç kaçmayacak !!!

Bazı diziler var…Seyrederken, konuya bile odaklanamadığım..

Bazıları ise izleyicisini alıp çok başka dünyalara götürebiliyor…Bir elin parmakları kadar bu tarz diziler..

Kaçak bunlardan biri…Özellikle bu haftayı seyrettikten sonra kendi kendime “Adamlar yapmış abi” dedim…Çok müthiş bir keyif aldım izlerken..İçimdeki şeytan, illaki de takılacak ufak tefek detaylar buldu..Ama genel olarak dizinin kalitesinin çok sağlam bir çizgide yürüdüğünü kabul etmek gerekir..

                Ertan kardeşimin, kelimenin tam anlamı ile kendi kazdığı mezara düşmesi şüphesiz ki, beni zevkten dört köşe etti..Bu noktada Berk Hakman için söylemem gereken iki cümle var..Suskunlar’ın psikopat Gurur komiserinden sonra, Kaçak dizisinde de pek normal olmayan bir karakterde izliyoruz onu..Cidden ayrı bir havası ve karizması var, çekiciliği inkâr edilemez. Üstelik fazlasıyla iyi oynuyor. Ama çoğu zaman bana Gurur Komser’i anımsatıyor. Umarım bir sonraki projesinde bu karakterden sıyrılıp bambaşka bir karakterde izleme şansı elde ederiz. Üzerine yapışıp kalmaz ise bu tarz roller, iyi olur diye düşünüyorum.

                Ben bu tarz dizilerdeki ince espri anlayışını çok seviyorum. Senaristin kaleminin ne kadar güçlü olduğu da böyle zamanlarda daha iyi ortaya çıkıyor. Sen kalk, Koskoca Topçuoğlu’nun eli silahlı damadını çiçek gibi toprağa ek..Sağlam sahneydi doğrusu. İyi de, Ertan kardeşim, sen niye silahını belinden çıkarıyorsun. Haydi çıkardın, ağırlık etmesin diye, niye gözünün önüne koymuyor da arkanı dönüyorsun silaha..Bu kadar profesyonel bir mafyaya, bu kadar acemice bir hata yakışmadı doğrusu. İşte sonunda çiçek gibi ekerler, yanına da cep telefonunu hediye ederler..Seninde tüm karizmanı yerle bir ederler..

                Dizideki en favori karakterlerimden biri Dadaylı elbette. Onun böyle kaba saba halleri, her an savaşmaya hazır heyecanı falan çok sevimli..Amma velâkin, Dadaylı’nın öyle tek başına kafasına göre bir çuval parayı sırtına yükleyip, araba almaya gitmesi oldu mu? Tamam, konumuz olan para, öyle böyle bir para değil, harcadığı devede kulak..Ama yine de Dadaylı az sorumsuz davrandı gibi geldi bana..Bu arada Doktor, Dadaylı ve Serhat üçlüsünün, birbirine çok zıt olup, bir aradayken müthiş uyumlu işler çıkarmaları da dizinin en iştah açıcı kısmı olsa gerek. Bazen kendi aralarındaki atışmaları, Behzat Ç.’nin efsane üçlüsü Harun-Hayalet-Akbaba muhabbetini anımsatsa da, karakterlerin hakkını vermişler Allah için..Serhat ve ekibi cidden şahaneler..Bu noktada haklarını yiyemem..

                Dizide en çok beni huzursuzlandıran kısmı ise Özlem Yılmaz’ın hayli geri plana atılmış olması. Serhat ile sancılı ilişkilerinin, hikâyenin asıl çıkış noktası iken, kurgu sanki biraz mafyaya açılan savaşa döndü. Nurgül geride kaldı..Dizi kaç sezon tasarlandı bilmiyorum ama bu sezonu böyle geçirdikten sonra, ikinci sezona kısırlaşabilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla Serhat ile Nurgül’ün ilişkilerinin bir basamak daha öne alınması, hatta Serhat’ın intikam listesine, Nurgül için pek güzel şeyler düşünmediğini tahmin ettiğim Ertan kardeşimin kötü amaçları da eklenirse, dizinin zaten hareketli giden hikâyesi daha bir keyifli olur gibi geldi. Zira dizide kim kimden neyin intikamını alacak, iyice karışıyor gün geçtikçe. Araya ufaktan ufaktan sevgi, aşk muhabbeti de eklenirse, tamamen mafya savaşı görüntüsünden kurtulacaktır diye düşünüyorum. Ancak Allah aşkına, o bakkal mıdır, bakkal çırağı mıdır, Nurgül için böyle bir aşk , evlilik hikayesi falan çok  gereksiz görünüyor. Hele hele Serhat gibi bir adamla evlendikten sonra, Nurgül kızımızın böyle bir adama layık görülmesi de hiç hoş değil benden söylemesi..

                Gelelim bu haftanın en keyifli sahnelerine…Serhat’ın hayran bırakan cesareti karşısında ne yapacağını şaşıran Topçuoğlu ailesi, Burak kardeşimi gözden ırak bir yere saklamayı akıl etti. Öncelikle o şemsiye sahnesini yürekten alkışlıyorum. Cidden hayran kaldım. Burak kardeşimin evden çıkarılışı, üç adet aynı plakalı araca bindirilişi, üç aracında üç ayrı yola gidişi, cidden yazana, çekene, oynayana helal olsun dedirtti..Çok sıra dışı bir sahne olmuş gerçekten.  Ama koskoca Topçuoğlu’nun üç adama karşı adeta kocaman bir ordu toplaması da komik olmuş. Hele hele Burak kardeşimi, üç adamdan saklamak için kurulan düzene epey güldüm. İşin daha eğlenceli yanı, kurulan bunca düzen, onca koruma, her biri silahlı bir yığın adamı, Serhat ile Dadaylı alt etmesi oldu. Şimdi şöyle durup düşününce, çok saçma geliyor kulağa değil mi? İki adam bir orduyu alt etsin, ne saçma…Ama öyle bir kurgu, çekim kalitesi, aksiyon vardı ki, ağzım açık izledim..Hata kusur falan da aramadım, oturdum keyfini çıkardım…Volkan Kocatürk ve ekibi cidden iyi iş çıkarıyorlar..Işıktan, sese, görüntüden çekim açılarına kadar her biri kusursuz. Üstüne oyunculukta eklenince diyecek söz kalmıyor doğrusu..Üstelik, Serhat ile Dadaylı’nın Burak kardeşimi ele geçirmek için canları çıkmışken, ağacın arkasında oturan Nazmi’nin hiçbir sıkıntıya düşmeden Burak kardeşimi yakalamasına ne demeli…Biraz önce bahsettiğim o müthiş espri anlayışı tekrar devreye giriyor bu sahnede ve ben o gerilimli aksiyon sahnelerinden sonra, Serhat ile Dadaylı’nın çektiği sıkıntılara gülerken buluyorum kendimi..

Bu arada, koskoca Topçuoğlu malikânesinde , neden sadece İsmet Ali’nin odasında PC var? Neden bütün işleri, o bilgisayarın başında toplanıp halletmeye çalışıyorlar..Küçük bir soru..

Gelelim bu haftanın ikinci şahane sahnesine. Sokak çocukları için yapılan geceye, Serhat ve ekibinin bir alay sokak çocuğunu getirmesi, aynı zamanda çok çok sağlam bir sosyal mesaj da oldu doğrusu. Sokak çocukları için yapılan bir gecede, süslenip püslenip endam eden yüksek mevkili insanların, sözde yardım ettikleri çocukları görünce, adeta şeytan görmüş gibi korkup kaçmaları, sözde yardım yapmayı bilen ama yardım ettiği insanın koşullarını uzaktan seyretmeyi tercih edenlere de sağlam kapak oldu..Yürekten alkışlıyorum..

Ertan kardeşimin sonunu hazırlayan, son sahnede yine çok keyif aldım. Muhtemelen Serhat, sadece oğlunun intikamını değil, kaybettiği aşkının da intikamını almaya niyetli gibi geldi bana..Yürü be Serhat, kim tutar seni diyorum ve Kaçak dizisinin tüm ekibine, bu kadar güzel bir iş çıkardıkları için yürekten tebriklerimi sunuyorum..

Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42



20 Kasım 2013 Çarşamba

Bugünün Saraylısı üstüne birkaç kelam..



ATV’nin yeni dizisi Bugünün Saraylısı için başladığı ilk hafta yazmak nasip olmadı. Aslında şimdilerde yeni dizileri hemen yazmıyorum. İlk bölümden belli olmuyor çünkü bazen..Ama bazı diziler de hemen ilk bölümden kendini gösteriveriyor.

Bugünün Saraylısı tanıtımlarını izlerken oyuncu kadrosu ile dikkatimi çekmişti. Ama ne yalan söyleyeyim, dizinin ilk iki bölümünü izledikten sonra, beni çok heyecanlandırmadığını fark ettim.

Dizimiz yine kitaptan uyarlama. Okumadım ben Bugünün Saraylısı kitabını. Aman iyi ki de okumadım zira kitaptan uyarlama diziler konusunda çok başarılı değiliz. Senaryonun başı ile sonu arasında dağlar kadar fark oluyor malum. Değil kitabı okuyanlar, yazarı bile kendi romanını tanıyamaz hale gelebiliyor. Dolayısıyla hikâye benim için yeni diyebilirim.

Benim için yeni ama bilindik ve klasik bir külkedisi hikâyesi aslında Bugünün Saraylısı. Başrollerde Selçuk Yöntem, Nazan Kesal, Serhat Teoman, Ali Ersan Duru gibi oyuncular var..
Mesela Selçuk Yöntem…Ben yıllardır tüm dizilerde bir İstanbul Beyefendisi olarak izliyorum Selçuk Yöntem’i. Oysa öyle bir oyunculuk gücü olan Selçuk Yöntem’i çok daha farklı ve iddialı karakterlerde izlemek isterdim. Bugünün Saraylısında yine aynı tarz bir karakterde karşımızda. Bana çok ilginç gelmedi o yüzden.

Kayıp Şehir’in Meryem annesi Nazan Kesal, hırslı, gururlu Üftade rolünde..Aşk ve Ceza dizisinden beri takip ettiğim Nazan Kesal, mesela bu dizide diğerlerinden çok farklı bir karakterle karşıma çıktı. Ne yalan söyleyeyim, tam da üzerine oturtmuş karakterini, hakkını yemeyelim. ..Oyunculuğuna Kayıp Şehir’de hayran olduğum sevgili Kesal, dizinin iddialı karakterlerinden biri..

Yine Kayıp Şehir’de izlediğimiz Cansu Tosun, dizimizin ana kahramanı Ayşen karakterinde bu defa..Tam bir taşralı, Anadolu kızı..Bir o kadar da saf ve temiz. Utanıyor ama neden utandığını bile bilmiyor. O kadar saf diyeyim ben size..Yazının başında da dedim ya, külkedimiz Ayşen. Anadolu’dan İstanbul’a jet hızıyla gelen ve bir o kadar hızla tek başına kalan Ayşen’in o ürkek kedi misali halleri bana fazla demode geldi..O da bir önceki karakterinden farklı değil. Aşağı yukarı aynı karakter..Belki o yüzden bana cazip gelmedi..

Dizinin iki yakışıklısı Serhat Teoman ile Ali Ersan Duru ise muhtemelen Ayşen ile kurulacak aşk üçgeninin iki kenarı olsa gerek..Esasen diziye ikisi fazla gelmiş benden söylemesi..Serhat Teoman tamam çok yakışıklı, bakmalara doyum olmuyor, dizide çok zengin bir mücevher üreticisi karakterinde çok başarılı, diğeri ise karizmatik Doktor Fatih rolünde..İkisini de severim, beğenirim, takdir ederim. İlk bölümlerden kaynaklanan bir yabancılık söz konusu olsa da, ilerleyen bölümlerde çok daha sağlam oyunculuklar çıkaracaklarını biliyorum.

Gelelim dizinin konusuna ve benim gözüme takılanlara..

 Selçuk Yöntem yani dizideki adıyla Ata Bey, işleri bozulunca yalısını satıyor. Yalıyı da Ata beyin eski kâhyası Yaşar Bey alıyor. Yaşar bey, kızı Ayşen ile yalıya taşınır taşınmaz kalp krizinden ölüyor ve ölürken de Ata bey’e Ayşen’in aslında kendi kızı değil, Ata beyin kızı olduğunu söylüyor..Olaylar da böyle başlıyor.

 Şimdi Ata beyin işleri niye bozuldu orası meçhul. O yalıyı nasıl satmaya kıydı o daha da meçhul tabii ki…Hadi yalıyı satıyorlar diyelim, eski bir kâhyanın koskoca yalıyı alması görülmüş şey değil doğrusu..Kâhya Yaşar, o kadar parayı nereden buldu diye düşünüyor insan. Hoş, ikinci bölümde bunun cevabı da veriliyor. Meğer bizim Kâhya Yaşar, müteahhit olmuş. Hem de ne müteahhit..Yaşadığı şehri neredeyse yıkmış, yeniden yapıyor, inşaat inşaat üstüne..Müteahhitlikte öyle kolay iş değil bildiğim kadarıyla, sadece tecrübe değil para da ister. Kâhyamızın o parayı nereden bulduğu da meçhul elbette. Ayrıca bu kadar zengin bir hayat süren Ayşen’in besleme hayatı da nedir lütfen..O kadar zengin olacaksın, babana çayı kendin yapacaksın. Gülerler adama kimse kusura bakmasın. 

Ayşen yalıya taşınıp ta, babası ölüverince, koskocaman yalıda tek başına kalıverdi. Pardon, tamamen yalnız sayılmaz. Bir de küçük kedisi var. İyi de, kocaman yalının kocaman bahçesi dururken, kediyi kapının önünde beslemek nedir anlayan var mı? Sanırım Fatih ile tanışması için ortam yaratma çabası olsa gerek ama komik olmuş doğrusu. Ayrıca o düşen bilezik numarası da çok eskimedi mi? Hiç mi başka tanışma yolları kalmadı artık günümüzde…Daha şık numaralar bulunabilir diye düşünüyorum..Neyse kızımız Ayşen, bir anda babasının servetine tek başına sahip oldu. Oldu da ne oldu…Demez mi, ben ev işini seviyorum yalıya yardımcı almama gerek yok. Cidden kahkahalarla güldüm artık, yahu koskoca yalıyı tek başına nasıl temizleyeceksin. Biraz gerçekçi olalım, gerçekçi hikâyeler yazalım. Hiç kimse, o kadar parası pulu varken, o kadar kocaman evi temizlemekle uğraşmaz, benden söylemesi..Çok saçma geldi bana o sahne dolayısıyla..

Dizide muhtemelen epey karışık aşk ilişkileri yaşanacağa benziyor. Yakında kim kime âşık, kim kimin peşinde takip edemeyebilirsiniz onu da ekleyeyim..

Diziyi seyrettikçe kafama sorular dolmaya başladı elbette her zamanki gibi…Mesela…
Kocaman sedef kakmalı kutuyu küçücük çekmecelerin içinde aramak neyin nesidir Ayşen kızım?

O şahane yalıların kapısının önünde çöp tenekesi yakışık almış mıdır ?

Doktor kardeşim Fatih, bir hastasını kaybetti diye doktorluğu niye bırakmıştır? Doktorluk, öyle hemen bırakılır mı bir hasta kaybedince? Bu kadar basit midir onca yılın emeğini çöpe atmak?

Kâhya Yaşar’ın Kayseri’deki inşaat imparatorluğunu kim takip edecek, idare edecektir?

Ayşen kızımız ile Savaş kardeşimin yalıları yan yana anladık ve fakat iki yalının bahçesi arasında neden kapı vardır? Savaş canı çekince, kapıyı açıp gelsin Ayşen’i öpsün diye mi?

Sözün özü canlarım, Bugünün Saraylısı, eğer Cumartesi günü seyredecek başka bir diziniz yok ise, vakit geçirmek için izlenebilir. Kaldı ki, Cumartesi akşamı karşısında Adını Kalbime Yazdım, Fatih Harbiye gibi güçlü rakipleri varken, Bugünün Saraylısı’nın işi biraz zor görünüyor. Emeklerine, yüreklerine sağlık elbette. Her işe harcanan bir emek var ve bu noktada bize düşen de yolu açık olsun demek kuşkusuz…

Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42

11 Kasım 2013 Pazartesi

Huzur Sokağı, huzur bırakmadı...


                Geçen sezon başladı Huzur Sokağı..Ben ilk kez yazıyorum. Aslında bu yazıyı daha yazmaya başlarken de, çok tepki alacağımı biliyorum. Ve fakat beni sürekli takip eden okuyucularım bilir ki, ben yazılarımda, izlerken hissettiklerimi, gözüme gönlüme takılanları yazarım. Kimseyi aşağılamak, küçümsemek gibi bir amacım asla olmadı olamaz da..Beğendiklerimi, beğenmediklerimi tarafsız bir gözle yazmaya çalışırım.

                Geçen sezon birkaç yorum yaptım Huzur Sokağı için..Çok garip tepkiler aldım her iki çevreden de..Dolayısıyla geçen sezon hiç hakkında konuşmadım Huzur Sokağı’nın..Bu sezon ise fikrimi değiştirdim. Her türlü olumlu ya da olumsuz tepkiye hazırım ne yalan söyleyeyim. Sonuçta bunlar benim hissettiklerim…

                Öncelikle Huzur Sokağı’nın bugüne kadar izlediğim, romandan uyarlanan en kötü senaryo olduğunu söylemek isterim. Ben Huzur Sokağı kitabını üç kez okudum , iki kez geçmişte, bir kez de geçen sezon dizi başlayınca şöyle bir göz attım..Zira kendimden şüpheye düştüm, ben unuttum galiba dedim kendi kendime ama yok..İsminden başka, isimlerden başka bir benzerliği yoktu..Evet, birkaç karakter kitaptakine benziyordu ve fakat hikâye öylesine farklı idi ki, ben açıkçası geçen sezon, kitaptaki hikâyeden aldığım keyfi alamadım. Geçen sezon öyle gereksiz karakterler, gereksiz olaylarla asıl hikâye uzatıldı ki, dizinin ilk yayınlandığı günün heyecanı ve keyfi ne yazık ki, bitti..

                Hal böyle olunca, benim gözüme her şey takılır oldu dizide..

                Aslında dizinin oyuncu kadrosunda çok iyi oyuncular var..Bir Güven Hokna, her zamanki gibi şahane mesela..Kutsi, Bilal karakteri için biçilmiş kaftan..Nilgün Kasapbaşoğlu, bayıla bayıla izlediğim bir oyuncu..Yeşim Salkım deseniz, bir kadının her şeyi mi güzel olur..Sesi, kendisi ve de oyunculuğu..Fatma Karanfil ise, Feyza’nın dadısı rolünde şahane...Sinem Öztürk mesela…Şükran karakterini başka kim oynardı acaba bu kadar güzel..Sinem Öztürk, kapanmış hali ile çok daha güzel onu da dip not düşelim..

                Bu kadar iyi oyuncu arasına sen kalk Selin Demiratar’ı Feyza karakteri ile oynat..Dizinin ilk bölümünden 45.bölümüne kadar çok kötü bir oyunculuk sergiledi, böyle de gidecek besbelli..Tek kelime ile berbat kimse kusura bakmasın..Suratında ifade yok, duygu yok, gözlerindeki birkaç damla yaşta muhtemelen gözyaşı ilacı sayesinde oluşuyor..Hayatımda bu kadar dizi izledim,böyle kötü oyuncu görmedim..Bana göre Kutsi’nin karşısında onu oynatmak çok büyük bir hatadır zaten..

                Kutsi’nin de dublaj yaptırması ayrı konu tabii ki..Geçenlerde bir yazımda daha söz etmiştim. Dünyanın en berbat ses tonuna bile sahip olsa bir insan, kendi sesiyle oynamalı. Bu noktada, Kutsi’nin de inandırıcılığı yok olup gidiyor. Örneğin Fatih Harbiye dizisindeki Macit ile Neriman aşkı, ya da Kayıp dizisindeki Mehmet ile Özlem arasındaki elektriği izleyenler beni daha iyi anlayacaklardır. Feyza ile Bilal arasında o çok büyük olan aşk, nedense beni hiç heyecanlandırmıyor. Çünkü o duyguyu veremiyorlar ekrandan..

                Dizideki en önemli nokta, tesettürlü genç kızlarımıza çeşit çeşit modeller sunmaları. Öyle ya, kreşte çalışan Şükran kızımız, bir giydiğini bir daha giymiyor. Çeşit çeşit pardösüler, kabanlar, şallar, ayakkabılar. Bir tesettür şıklığı almış başını gidiyor. Ama kreşte çalışan Şükran kızımızın bu parayı nereden bulduğu muallâk. Zira Şükran’ın pek işe gittiği yok. Benim aklıma geliyor, onun aklına gelmiyor işe gitmek. Üstüne bir de sürekli kötülük düşünen annesi Saadet hanımı da eklersek, iş iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor doğrusu. Dindar bir kadın, bu kadar dedikoducu, kırıcı, kötü kalpli olabilir mi acaba ? Günahı senaryoyu yazanın boynuna !

                  Şükran'ın modern örtünme şekli de dikkat çekici. Son zamanlarda tesettür modası, trend tesettür diye çıkan akımları pek takip edemesem de, Şükran'ın giyim kuşam tarzının bu modayı yansıttığı görünmekte. Ne derece uygundur değildir, pek anlamasam da, fazlasıyla modern olduğu kesin...

                Dedik ya başında, dizinin kitapla alakası yok diye…Bilal’in daldan dala konan, açık saçık kız kardeşi mesela. Gerçekçi olalım, Bilal kadar muhafazakâr bir erkeğin, o tarz rahat bir kardeşi olması imkânsız. Hoş, Bilal kitapta bahsedilen kadar muhafazakâr değil, onu da epey ılımlı Müslüman yapmışlar ayrı konu. Öyle ya 45 haftadır toplasan 10 vakit namaz kılmadı Bilal kardeşim. Hele hele Bilal çizgisindeki insanların, Feyza tarzındaki kızlar ile pek muhatap olmadıklarını cümle âlem biliyor şimdi kimse kusura bakmasın. Hele hele Feyza’nın peşinden koşması, diz çöküp gözyaşları ile yalvarmaları falan da Bilal karakterinin tüm karizmasını yerle bir edip itici bir hale getirdi diye düşünüyorum.  

                Yeşim Salkım’ın oynadığı Emel karakteri..Bu kadar entrikaya ne gerek vardı. Emel karakteri, Feyza’nın neden üvey annesi oldu. Besbelli, hikâyeyi dallandırıp budaklandırmak için olsa gerek. Şahsen, Emel’in Feyza’nın kendi annesini oynaması çok daha mantıklı ve şık olurdu. Hiç olmazsa yıllar sonra ölmüş anneyi mezardan çıkarıp hortlatmak gibi bir saçmalık izlememiş olurduk. Bu noktada Yeşim Salkım gibi bir oyuncunun da, oradan oraya sürüklenen Emel karakteri ile harcandığını düşünüyorum. Geçen bölümde onu saçları toplanmış, kırmızı rujuyla görünce içim gitti. Keşke dedim kendi kendime, şu dizi yerine şöyle Muhteşem Yüzyıl’da bir sultan olarak falan izleseymişiz çok daha isabetli olurmuş.

                Güven Hokna’nın oynadığı Saadet karakteri de, biraz yukarıda belirttiğim gibi, dindar ve mümin kadın tipine pek uymuyor. Bu kadar kindar, öfkeli, kötülük düşünen ve kavgacı bir kadın karakteri çok itici. Her an isyan eden, kavga eden bir kadın tipini Güven Hokna elbette ki şahane oynuyor, ama genel konsept içinde bu karakter fazlasıyla rahatsız ediyor.

                Bu sezon özellikle dikkatimi çeken başka bir husus ta, dizideki başı örtülü tüm kadınların, şal kullanması oldu. Sanırım yeni bir şal sponsorları var..Genci yaşlısı hepsinde rengârenk şallar, aynı örtüş tarzı. Hadi gençler neyse de, orta yaşlı ve yaşlı hatunlarımızın şal bağlamaları da çok abes olmuş benden söylemesi. Dizinin aslında dindar ve kapalı kesime hitap eden yapısı sebebiyle, üç beş eşarp firması ile anlaşıp bol bol reklam şansı varken, işi sadece Şükran’ın kıyafetleri ve annelerin şallarıyla kısıtlamaları da tuhaf..

                Konuyu öylesine dağıttılar ki, artık toparlayamıyorlar. Topu topu iki sezonda derli toplu, şahane bir hikâye olacakken, allak bullak ettiler senaryoyu..Bir dizi saçmalık ta cabası…

                Mesela sınav kâğıtlarını okuyan Bilal, Feyza’nın sınav kâğıdını ne cesaret yırtabilir? Üniversitede bir hocanın böyle bir hakkı var mıdır ? 

                Deniz kenarına gelip çiçek atmanın mantığı nedir? Denize çiçek atınca aşk biter mi? Acılar son bulur mu?

                Saadet hanım neden bu kadar dengesizdir? Neredeyse üzerine yürüyüp evden kapı dışarı edeceği kiracısına karşı, neden bir saat sonra merhamet gösterip sahiplenmektedir? Üstelik bu davranış, bir kısır döngü halinde neden sürekli tekrar etmektedir?

                Bilal hem evlenip, hem eşine niye surat yapar? İslami çerçevede yaşayan bir erkeğin bu tavırları doğru mudur? Hele hele Bilal gibi bir insan, evlenip barklanmışken ,Feyza’nın evine kadar gidip diz çöküp yalvarır mı?

                Feyza’nın mezardan dirilip çıkıp gelen annesi Zeynep ablamızın,bunca zaman niye hapis yattığını  anlayamadık hala? Bu sır perdesinin anlamı nedir? Anlamı var mıdır ya da? Aynı şekilde diziye gereksiz yere dâhil olan Ali karakterinin, intikam alacağı kişi ve sebepler nelerdir? Bir intikam fırtınası koparmışken, sebeplerini de açıklamaları mantıklı olmaz mı? Onur Tuna’dan başka adam bulamadınız mı ? Neden bu kadar yapmacık bir oyunculuk izlemekteyiz?

                Feyza’nın Bilal’ın düğününe gelmesi saçmalığı nedir Allah aşkına? Kim gider kendisini terk edip başkasıyla evlenen birinin düğününe..Hadi Feyza geldi diyelim, Bilal onunla niye konuşur? Terslemek için bile olsa, eşinin gözü önünde, hangi erkek, düğün günü eski sevgilisi ile konuşur?

                En önemli soru !!! Bilal, kitapta Hacer ile evleniyorken, dizide neden çok alakasız biriyle evlenmiştir? Zaten sevmediği biri ile evlenecekse, bu niye Şükran olmamıştır? Şükran ile Ali kardeşimi yakınlaştırma çabaları niye dir? Gereksiz ve itici değil midir?

                Bilal ile evlenen Zeliha kızımın hiç çeyizi yok mudur? Evin içinde bir giydiğini bir daha giymeyen Zeliha kızımız, gelip öylece niye oturuvermiştir eve? Bir eşya, bir çeyiz getirmemiş midir? Kocasının yanında başın niye genellikle örtülü durmaktadır? Hepsini koydum bir kenara, niye bu kadar anlayışlıdır?  Ayrıca o nikâh neden mahallenin ortasında kıyılmıştır?

                Muhtemelen Feyza ile evlenecek olan Selim kardeşim, neden korumalarla gezer durur? Feyza’yı düğün günü evden almaya geldiğinde sol elinde olan yüzük, nikâh dairesine gidene kadar hangi ara sağ eline geçmiştir?

                Allah aşkına, Ülker kardeşim bu kadar şık giyinecek parayı nereden bulur?

                İnanın daha yazsam, yazarım, o kadar çok not var ki önümde…Sözün özü şu, dizinin ilk yayınlandığındaki heyecanını, tadını kaçırdılar, gereksiz bir sürü karakter ve olayla senaryoyu allak bullak ettiler, bu şekilde giderse de daha çok saçmalayacaklar.

                İlk sezonda bu kadar uzatmayıp, Bilal’ı Şükran ile Feyza’yı Selim ile evlendirip, bu sezon da Feyza’nın dine dönüşünü, örtünüşünü hikâyeleyip şahane bir dizi sunabilirlerdi. Ama böyle giderse, Feyza’nın dönüşümü sanırım 5.sezonda falan olacak..

                Senaryonun bir an önce toparlanıp, gereksiz ayrıntılardan temizlenerek, ana hikâyeye odaklanması temennisiyle yazımızı burada noktalayalım..

                Siyah İnci’den sevgiyle…

                www.twitter.com/blackpearl42

6 Kasım 2013 Çarşamba

Kayıp ile zamanda kayboluyor insan...


Kayıp bu sezonun en iddialı dizilerinden malumunuz..İlk bölümünden itibaren temposunu da hiç düşürmedi. Her bölümde insanı sürüklemeyi başlayan dizinin son bölümünde de hayli ilginç gelişmeler oldu..Bakalım izlediğimiz son bölümden aklımızda neler kalmış..Neler gözümüze takılmış..

Öncelikle şunu belirteyim, bu bölümde Falko kardeşimin sözde intikamının sebebini öğrendik az kıyısından ucundan..Öğrenmesine öğrendikte…Ne yani…tüm bu olayların sebebi kırık bir kalp mi şimdi..Adam terk edilmiş ve muhtemelen de haksız yere hapse düşmüş, bunların intikamını mı alıyor..İyi de bu kadar güzel kurgu içinde ben çok daha derinlikli ve sıradan olmayan bir sebep bekliyordum..Böyle sıradan bir aşk acısının intikamı, çok arabesk geldi bana..bu arada elbette ki, dizide herkesin bir sırrı var..Hal böyle olunca, Falko’ya o mektubu yazan kim insan onu merak ediyor. Falko’yu Kemal için terk eden Özlem mi, Leyla mı? Zira ben kesinlikle bu konuda ters köşe oluruz diye tahmin ediyorum. Bir diğer konu, sevgili Falko kardeşim, sen bu kadar psikopat iken, terk edilmen zaten normal değil mi..Sen ki, masum bir çocuğun parmağını kesecek kadar anormalsin, seni kim ne yapsın zaten..Bir tarafta saplantı haline getirdiğin aşkın, diğer taraftan acımasızlığın, bir de üstüne öfken..Çekilecek dert değilsin kusura bakma sakın. Tüm bunları söylemişken İlker Kaleli’yi de yüreğinden öpelim, öyle bir kötü karakter sundu ki ekrandan, alkışlara layık gerçekten.

Hazır Falko’dan lafı açmışken, onun bir üst patronu yada ortağı kim onu da merak ediyorum doğrusu..Merak etmekle beraber elbette şüphelerim de var..Hoş, dizide kime baksa şüphe ediyor insan..Benim görüşüm Falko’nun bağlantıda olduğu kişi aile avukatı. Nedense o adama bir türlü güvenemiyorum. Zaten sinir küpü dayımız Murat ile avukatımız arasında gidip gelmekteyim. Zira kâhyaları Bilal bile işin içinde olduktan sonra, pek uzak görünmüyor bu ihtimaller. Dizide her an her şey olabildiği için de asıl patronun kim olduğunu, Falko’ya kimin haber uçurduğunu ve olayla bağlantısının ne olduğunu öğrenmeyi de merakla bekliyorum..

Hazır dayı demişken, ben çok sinir oluyorum bu dayıya..Çevrenizde de eminim vardır böyle gücünü parasından alıp, her önüne gelene aşağılayarak bakan, haddini bilmeyen ve parası olduğu için konuşabileceğini, insanları azarlayabileceğini sanan tipler. Bu bölümde polis amirimize yaptığı çıkışlar cidden deli etti beni. Hani dizi olmasa, gerçek olsa ben görürdüm onun başına geleni de neyse ki, karakterlerimiz hayali, hikâyemiz kurgu. Yoksa zor kurtulurdu o karakoldan sevgili Murat dayımız benden söylemesi..

Dizi de en sevdiğim kısım, ilk sahneden sonra zamanda geriye gidip, tekrar ilk sahneye gelmesi..Bu bölümde de, eve gelen Mehmet, annesi ile kardeşini yerde buldu..Daha ilk sahneden şok ettiler cümle izleyeni eminim. Ben öldüler sandım ve yok artık daha neler dedim. Bir intikam hikâyesi bu kadar dallanıp budaklanmaz artık derken, gördük ki ölmemişler. Kötülüğün tavan yaptığı, acımasızlığın ve şiddetin gözümüze kadar sokulduğu dizide, Mehmet’in annesi ve kardeşinin de olaya dâhil edilmesi de bana çok klasik geldi kusuruma bakmayın.

Gözüme takılan bir diğer konu, Kemal kardeşimin her fırsatta Özlem’in üzerine atlaması canlarım. Adam sevinse sarılıyor, üzülse dizine yatıyor, kendini acındırıp Özlem’in duygularını hareketlendireyim diye uğraşıyor onca derdin arasında..Yahu rahat bırak artık Özlem’i, o çoktan buldu kalbinin sahibini..Malum, Mehmet ile Özlem arasındaki yakınlaşma fevkaladenin fevkinde heyecanlı..Özlem kızımız da zaten işi gücü bıraktı, bir bakıyorsunuz hafiyelik yapıyor, bir bakıyorsunuz çocuk bakıyor, bir bakıyorsunuz Kemal’i teselli ediyor, Leyla’nın yardımına koşuyor,Mehmet’i ormandan kurtarıyor, sanırsınız süper kahraman. Her an her yerde hazır Özlem..Şikâyetçi miyiz, kesinlikle hayır. Çünkü Özlem demek, Aslı Enver izlemek demek, hem de bayıla bayıla..Çok doğal oynuyor ve oda alkışı hak ediyor gerçekten..

Gelelim asıl konuya..Hasan abimiz ne yazık ki yakalandı bu hafta..Hiç beklemiyordum ne yalan söyleyeyim..Onun yakalanması çok ani gelse bile, mutlaka Falko bir yolunu bulup onu kurtaracaktır diye bekliyordum ki, çok uzun sürmedi..Mehmet, annesi ve kardeşini kurtarmak için Hasan’ı kurtarmayı kabul edecek mi, kabul ederse nasıl bir sırrı yüklenecek üstüne, seyredip göreceğiz.

Ancak Kesinlikle bu bölümün yıldızı Menderes Samancılar..adam susarak oynadı arkadaş ötesi var mı..O hapishanede eşi ile karşılaştığı an, eşi konuşurken, sorarken yüzünün aldığı ifade…Seyretmelere doyamadım..

Yazımızın sonuna gelirken ufak tefek bazı detayları da yazalım, şöyle ki, Dora kızımız günlerdir Falko ve adamlarının elinde ama maşallah ne zaman yıkanır duş alır bu kız..Saçı başı tertemiz duruyor. Kerem deseniz, çocuğun günlerdir saçının fönü niye bozulmadı. Özlem, bu kadar acılı ve sıkıntılı günler de neden moda dergilerinden fırlamış gibi giyinir. Hasan abi, iletişimin çok önemli olduğu böyle bir zamanda neden telefonunu arabada bırakır. Mehmet ile Özlem, hastaneden çıkışta, tüm gazeteciler yorum beklerken, resim çekerken, neden arabaya binip kıkırdayarak gülerler..O kadar stresin, sıkıntının arasında demezler mi adama, bu neşe niye diye…Fahri kardeşim, Kerem’den CD çekme konusunda yardım isterken, PC’ye kafasının basmadığını niye söyler. Zaten kafasının çalıştığı bir şeyler var mıdır ? Kerem durduk yere o CD’nin içine ne çekiyorlar diye neden merak etmez, şöyle bir kafasını uzatıp bakmaz. Murat dayımızın eşinin ölümü neden araştırılmaz. Öylece bırakılır. Kadir, annesine bağıran Kemal’den intikam almak için, olayın en önemli şahidi doktoru niye öldürmeye kalkar..Niye bu kadar düşmandır, niye bu kadar psikopattır herkes..

Tüm bu sorular kafamızda dönüp dursun tabi…Şaka bir yana..Dizi yaklaşık bir buçuk saat sürüyor ama nasıl başlıyor, ne zaman bitiyor anlamıyorsunuz..Şüphesiz, sezonun en iyilerinden olan dizinin ilerleyen bölümlerini merakla bekleyerek, bu haftaki yazımıza burada son verelim..Keyifle kalın..

Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42

31 Ekim 2013 Perşembe

Merhamet ile gülümsemek..


Merhamet, son iki haftadır üzerine dökülen o tozdan kurtuldu nihayet..Dizinin ikinci sezonu, geçen seneye nazaran çok daha durağandı, ya da alışılmıştı artık aynı olayları, aynı insanları görmeye izleyici..Son iki üç haftadır ise Merhamet, beni ekrana bağladı ..Gelelim dün akşamın olaylarına ve yorumlarına..

Öncelikle Bu Moskof Recep abimiz geldi Şadiye’nin kafasına silahı dayadı ya..Hani namusunu temizleme derdinde abimiz. İyi de bunca sene sen neredeydin bir baba olarak. Dünya küçük, iletişim ağı çok hızlı artık, kimi nerde istersen bulmak mümkün. Arayıp bulaydın kızlarını, sahip çıkaydın. Babalık her namus davasında kafaya silah dayamaktan, vurup öldürmekten ibaret mi yani..Bunca sene kızlarına çektirmediği kalmamış, şimdi kalkmış babalık yapıyor. Pardon da, sen çok mu düşkündün kızlarına da bizim haberimiz mi yoktu..Şimdi bu tavırlar pek saçma ve gereksiz değil mi?.

Neyse ki Zafer kardeşim yetişti imdadına Şadiye’nin. Aslında Zafer kötü niyetli değil ama ben niye bu Şadiye’ye güvenemiyorum acaba? Kız her an herkese arkasını dönebilecek biri resmen.  Nedense hep bir yanı tehlikeli bu Şadiye’nin. Kendi ablasına bile her an ihanet edebilir benden söylemesi..Zafer’in iyi niyet ile kalbini açışı onu bir parça duygulandırdıysa da, ben Şadiye’nin Zafer’le evlenip sakin mütevazı yaşayacağını hiç sanmıyorum. Hadi evlenmeye karar verdiler…Narin’in bu evliliğe karşı çıkması da ilginç doğrusu. Hele kalktı Zafer için “o çocuk karanlık” demez mi..Yahu pastaneci adam nesi karanlık, pasta börek yapıyor adam işte..Yine de böyle olmamalı bu hikâye bence..Zira Narin’in dediği gibi, geçmişini bilen bir adamla evlenmek çok ta tozpembe bir hayat getirmez insana..

 Açıkçası dizinin son iki haftadır en şahane gelişmesi Deniz ile Sermet arasındaki Ali kardeşimin sevimli oyunları sayesinde başlayan yakınlaşma olsa gerek. Ay bayılıyorum izlerken ikisine de..Burçin Terzioğlu zaten her bölümde kendini aşıyor..Nefis oynuyor gerçekten..Bu kadar doğal olmak, oynamak ayrı bir yetenek. O mesajları görünce duyduğu heyecan, ne cevap yazsam diye düşünürken yüzünün aldığı şekil, eminim pek çoğumuza hiç yabancı değil..Hele geçmişi gösterirken, deniz gözlükleri ile soğan doğraması beni benden aldı..İzlerken de, gerçekte Deniz gibi bir dost bulmak ne kadar zor anlıyor insan..Deniz karakterinin bu kadar hoş ve sevimli olmasının altında da Burçin Terzioğlu’nun samimi oyunculuğu yatıyor benden söylemesi..

 Peki ya Sermet’e ne demeli..Bir kelimesiyle ortalığı titreten Sermet, nasılda acemi bir âşık oldu..Adamı rezil ettiler yahu. Çok ama çok eğleniyorum ikisini izlerken. Hele de Ali..Benim görüşüm son iki haftanın yıldızı Ali gerçekten..Bizim sakin sessiz Ali, nasılda romantikmiş te haberimiz yokmuş. Hoş kendine faydası olmayanın, Sermet’e nasıl faydası olsun. En sonunda işler sarpa sardı işte. Can kardeşimin, Sermet’in evini bastığı sahneye de çok güldüm, yahu Can, senin cürümün ne ki, yangın çıkarmaya kalkıyorsun. Cesarete bak..Gelmiş Sermet’e “bal bakışlım” ne demek diyor..Ayrıca bu Can ve Deniz ilişkisi yılan hikayesine döndü..Ayrılsınlar diye bekliyorum ben..O değil de, olan Ali kardeşime oldu..Hayır da, Sermet kardeşim, sen hiç mi telefonunu eline almıyorsun. Hiç mi mesajlarına bakmıyorsun..Deniz’den hoşlandığın belli, zira Deniz'in adı geçtiğinde öylesine panik oluyor ve renk veriyorsun ki anlamamak mümkün değil. Ayrıca Deniz telefonu elinden bırakamıyor, sen niye Ali’nin eline bırakıyorsun. Mesajları Tatyana’ya okutmak ta neyin nesi. Okumaya da tenezzül etmiyor bakın hele..Ama var ya, o sahnede hem Ali’ye hem Sermet’e çok güldüm. Sermet Sinirden köpürmüş çıldırmış küfürler azarlar havada uçuşuyor, Ali’de kalkmış Sermet’e laf yetiştiriyor, hatta nasihat ediyor yavaştan yavaştan. Ali'ye sadece Deniz'e gidip herşeyi anlatınca çok sinirlendim. Deniz'in hayal kırıklığına uğraması, hatta gururunun kırılması hiç iyi olmamış bence..

Şahsen ben Deniz ile Sermet arasında şöyle gümbür gümbür bir aşk hikayesi bekliyorum. Hatta Sermet sırılsıklam aşık olup Deniz'in peşinde koşsa pek güzel olur gerçekten..

İki haftadır Fırat’ın karın ağrıları hepimizin karnını ağrıttı malum..Ben çok daha ciddi bir hastalık bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Çıka çıka zehirlenme çıktı. Üstelik o kadar hastane, doktor, tahlil sonucunda ortaya çıkmaması da ayrı konu tabi..Peki zehirlendiğini kim ortaya çıkardı. Tabi ki bizim Ali kardeş. Ali’yi izlerken aklıma hep Öyle Bir Geçer Zamanki’de ki Süleyman geliyor. Onun kadar olmasa da Ali’de çok işe yarıyor. Deniz ve Sermet mesaj kıyametinden sonra, Ali kendini affedilebilmek için ağzıyla kuş değil, uçak bile yakalarsa şaşırmam. Neyse ki, gazetede okuduğu haberden sonra Fırat’ın içtiği sudan zehirlenmiş olacağını düşünerek evine koştu. O da ne !! Tesadüfe bakın ki, tam o anda Fırat’ın evine yeni su geldi koca bir damacana ile..Buraya kadar güzel de yahu Ali kardeşim, koca damacanayı niye yükleniyorsun, al bir parça numune..Yükledi yazık sırtına damacanayı, sırtındaki onca yüke aldırmadan..Takdir ettim ne yalan söyleyeyim..

Gelelim Irmak kızımıza. Sevemedim, sevemiyorum ben onu bir türlü.. Kadınların yüz karası zira..Kendini sevmeyen, istemeyen bir erkek için bu kadar onurunu, gururunu ayaklar altına alan biri bana çok itici geliyor. Her an Fırat’ın burnunun dibinde gezen Irmak, sanırım Narin’i alt edip Fırat’a kavuşma derdinde ama ne yazık ki küçük bir ayrıntıyı unuttu kendisi..Narin’in fazlaca zeki ve istediği zaman acımasız olduğunu..Narin zaten canına okuyacak eminim. Yurt dışına çıkmadığı anlaşılınca Irmak neler yapacak çok merak ediyorum doğrusu..

Bu arada Şadiye’nin bebeği ne zaman ortaya çıkacağını, ayrıca Sermet ile Deniz’in buzları nasıl eriteceklerini , Irmağın oyunları çıkınca Fırat’ın nasıl tepki vereceğini, Ali ile Sermet’in kucaklaşıp ağlaşmalarını, Fırat’ı kimin zehirlediğini, Şadiye’nin kötü yola nasıl düştüğünü seyretmeyi de sabırsızlıkla bekliyorum..

Not : Geçmişi gösteren sahnelerde cidden Hatice Kadın’a da çok gülüyorum. Kadın iyi ki ölmüş yoksa Moskof Recep’ten sonra kızların hayatını iyice zindan ederdi…

Şimdilik Merhamet’ten bu kadar canlarım..Şefkat ve merhamet dolu günler dileyerek yazımıza burada son verelim…

Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42

28 Ekim 2013 Pazartesi

Show TV'den yeni dizi..Adını Kalbime Yazdım..



Show Tv’nin yeni dizisi Adını Kalbime Yazdım, Cumartesi akşamı ekrana merhaba dedi. 

Bende izleyenler, izlemeyenler için vakit geçirmeden yazayım istedim. Zira bu sezon çok ama çok yoğun dizi trafiği..Bu sebeple yayınlandığı gün izleyemesem de, hemen ertesi gün izledim ve bugün de sıcağı sıcağına bilgilendireyim sizleri dedim..

Karagül yazısını yazarken hani demiştim ya…Bu bildiğiniz Güneydoğu-töre-aşiret-ağa dizilerine hiç benzemiyor diye…Adını Kalbime Yazdım çok benziyor..Öncelikle bu tarz dizileri özlediyseniz, biçilmiş kaftan diyebilirim..

Mardin’de geçen dizinin hikayesi, kan davası üzerine kurulan klasik bir hikaye..Töreler, gizli sevdalar, kan davaları ve düşmanlıklar, güçlü erkekler, onlardan daha güçlü kadınlar derken kendinizi Doğu kültürünün tam ortasında buluvereceksiniz.

Dip Not : Çok göze çarpan bir müziği yok dizinin. Benim kulağıma çalınmadı öyle iddialı bir melodi..

İlk bölümden benim dikkatimi en çok çeken Halil ağa karakterindeki Tolga Güleç oldu..İşte dedim izlerken kendi kendime, oyunculuk böyle olmalı..Öyle bir Geçer Zamanki’nin Ahmet’i gitmiş, yerine bambaşka bir karakter gelmiş. Bakışıyla, tavrıyla, konuşmasıyla..Bir kere şive konusunda çok ama çok başarılıydı. Tam bir doğulu olmuş kılık kıyafeti ile konuşması ile de tamamlamış. Çok beğendim ben halini tavrını..Bayılarak izledim..Genellikle kara kaşlı, kara gözlü, esmer uzun boylu ağa tiplemelerine alışkın olduğumuzdan, sarışın bir ağa karakteri ilk başta kafanızda sevimsiz olacakmış gibi gelse de, Halil ağayı seyrederken hiç te öyle olmadığını anlayacaksınız. Kötü mü..Kötü tabii ki..İlk bölümden anladığım kadarıyla öfkeli de..Kin büyütmüş içinde, bir o kadarda hırslı..Daha babasının ölmesini bile beklemeden ağalık ilan edişinden anlıyoruz bunu da..Dizide favori karakterim Halil ağadır şimdiden söyleyeyim. Tolga Güleç çok iyi iş çıkarmış, yüreğine sağlık..

Dip Not : Malum aşiret dizileri hayli kalabalık oluyor. İlk bölümde böyle bir karışıklık vardı mesela.. Olaylar hayli karışıktı, kim kimi öldürmüş, kim kiminle evlenmiş, biraz sıkıntılı bir anlatım olsa da, ilk yarım saatten sonra çözmeye başlıyorsunuz olayları yine de..

Diğer başrol Serhan Yavaş uzun zamandır yüzünü özlediğimiz bir oyuncuydu. Ama ben kendisinde çok fazla bir ilerleme göremedim oyunculuk adına kusura bakmasın kimse..Donuk bir oyunculuk sergiledi. Üstelik sesine de dublaj yapılmış, ben hiç sevmiyorum dublajı. Dünyanın en kötü ses tonuna bile sahip olsa, bir oyuncu illa ki de kendi sesini kullanmalı diyorum. Hal böyle olunca, sahici olmuyor hiçbir duygu. Zaten mimikler, yüz ifadeleri konusunda çok başarılı bir oyunculuk sergileyemeyen Serhan Yavaş, bir de dublaj ile iyiden iyiye uzak geldi bana..Halil ağaya düşman ve kan davası sebebiyle ailesinden uzakta yaşayan, başarılı zengin iş adamı Ömer karakteri, dizinin aslında tüm olaylarının ana merkezine gelip oturdu. İlk bölüm için fazla bir eleştiri yapmak istemiyorum, umarım ilerleyen bölümlerde yavaş yavaş ısınırız birbirimize..

Dip Not : İlk bölüm için hayli hareketli geçti dizi..Ben keyifle izledim. Olaylar üst üste ve hızlı gelişti. Umarım aynı tempoyu devam ettirirler..

Dizinin başrol kadın karakterlerinden İpek Karapınar, hayli hoştu..Şehirli doktor Leyla karakterinde izledik onu..Muhtemelen, şehir yaşantısından aşiret kucağına düşüverecek olan Leyla, aşkı ile acıları arasında kalacak gibi görünüyor. İpek Karapınar’ı ben Küçük Sırlar’da izlemiştim. Orada psikolojik problemleri olan, zengin ama sorunlu genç kızı çok iyi oynamıştı. Burada şehirli, cıvıl cıvıl bir doktor rolünde hayli iyiydi. Sıcacık gülümsemesi ve duygularını ekrandan yansıtan yeteneği sayesinde dizinin sağlam karakterlerinden biri olacağı kesin..

Diğer dikkatimi çeken kadın karakter, Zilan rolündeki Özge Korkmaz idi. Ömer’in erkek kardeşinin Kadir’in eşi olan Zilan, gariban bir aileden gelip böylesine şatafatlı bir hayatın varislerinden olunca, yeterince hırslı bir kadın olmuş. Eşi Kadir’i gizliden gizliye kışkırtan, ailenin büyüğü Ömer’e ve onun evleneceği kadına yerini kaptırmak istemeyen Zilan, ortalığı epey karıştıracak gibi görünüyor. Ben Özge Korkmaz’ı da çok beğenerek izledim. Bakışlarından yüz ifadesine kadar karakteri çok güzel yansıtıyordu. Bir de konuşma tarzı ve şiveli tonu eklenince çok şık olmuş..Dolayısıyla Zilan, dizinin entrikacı karakterleri arasında şimdiden yerini aldı bile..

Hayat Devam Ediyor dizisinden tanıdığımız Meltem Miralıoğlu ise, Halil ağanın kız kardeşi Dicle rolü ile çıktı ekrana..Biraz garipti kılık kıyafeti..Süklüm püklüm, yerlerde sürünen etekler, üzerinden düşecekmişçesine bol bluzlar, kocaman bir hızma, tuhaf bir makyaj, çalı süpürgesi kıvamında saçlar ile pek sevimli gelmedi bana..Geleneksel bir hayat yaşayan ama modern hayata özenen Dicle için düşünülmüş bu tarz besbelli ve fakat çok daha şık olabilirdi kıyafetleri. Onun dışında Meltem’i beğendim ben..Üstü başı biraz daha özenli olursa, karaktere cuk oturmuş diyebilirim..

Zilan’ın eşi Kadir rolünde ise, benim ilk kez ekranda izlediğim Erkam Aydar vardı. Başkaca bir yapımda oynadıysa, muhtemelen ben görmemişimdir. Kadir karakteri gibi doğulu bir ağaya tam yakışır boylu poslu yakışıklı Kadir, çok ta cesur..Gözü kara, biraz da atılgan. Halil’i gördüğü yerde vurmaya hazırken, başlarına gelen olay örgüsü, işleri karıştırınca öfkesi ile intikamı arasında kalanlardan biri oldu o da..Erkam Aydar karakter kurgulamasında çok iyiydi, şive hariç..Ne yazık ki, o topraklarda doğup büyümüş bir karakterin düzgün bir İstanbul Türkçesi konuşması bana çok inandırıcı gelmiyor. Keşke biraz şiveli konuşsaymış, tadına doyulmayacakmış. Onun dışında benim gözüme batan bir durum olmadı..

Dip Not : Hikaye Mardin’de geçiyor..Görüntüler şahane…

Ve Sona sakladığım bir mücevher..Emel Göksu..İşte bu..Ömer ile Kadir’in annesi, Kureyşa ana..Ah ne kadar güzeldi, ne kadar şahaneydi ve ne kadar şıktı..İlk bölümün yıldızlarından biri de odur. Muazzam bir oyunculuk, karakter vurgusu, şive, bakış, gülüş, öfke..Hepsi birbirinden kusursuzdu..Dizinin belki de lokomotifi o..Kendine has havası, rolünün hakkını vermesini sağlarken, ben de ağzım açık bayıla bayıla izledim ne yalan söyleyeyim..

Genel hikayeye gelince…İki düşman aşiretin kavgasıyla başlayan ilk bölüm, Halil ağanın babasının ölmesi ve ölürken de, bu düşmanlığı bitirmek için Kızları Dicle’nin, karşı tarafın oğlu Ömer ile evlendirilmesini vasiyet etmesiyle hareketleniyor..Dicle bu duruma içten içe sevinirken, Ömer ise yaşadığı kentte tanıştığı doktor Leyla’ya çoktan aşık olmuş ve hatta evlenme teklif etmiştir. Aile Ömer’i Mardin’e çağırıp Dicle ile evlendirme hazırlıkları yaparken, Leyla’nın mecburi hizmeti de Mardin’e çıkmıştır. Gerisini artık izleyip görelim diyorum zira çok ama çok heyecanlı günler bizi bekliyor..

Dip Not : Ufak tefek kusurlar dışında genel olarak çok çok beğendim ben diziyi…Emeklerine Sağlık, uzun ömürlü olsun dilerim..

Siyah İnci’den sevgiyle…

www.twitter.com/blackpearl42

27 Ekim 2013 Pazar

Fox Tv’nin yüz akı…Karagül..



Geçen sezon yazmaya fırsat olmadı. Oysaki en çok yazmak istediğim dizilerden biriydi..Bu sezona kısmetmiş..

Henüz izlemediyseniz, çok şey kaçırdınız demektir..

Fox Tv’nin en iddialı ve bana göre yüz akı diyebileceğim dizisi Karagül’den bahsediyorum. 

Öyle hemen yüzünüzü buruşturmayın,sıradan bir Güneydoğu-aşiret-ağa dizisi değil Karagül..

İlk olarak müziğini söylemek isterim. Çok çok iyi bir müziği var dizinin, gümbür gümbür desem yeridir..Özellikle aksiyon sahnelerinde çok etkili bir müziği var..Fırat Yükselir yapmış müzikleri..Yüreğine, ruhuna sağlık..

Dizinin durağan geçen tek bir anı yok, olaydan olaya sürükleniyorsunuz ve aslında tahmin edeceğiniz sahneler olabiliyor ara sıra..Ama öyle güzel anlatıyorlar ki, diyaloglardan oyunculuklara öylesine iyiler ki, daha önce defalarca izlediğiniz bir olay olsa bile, sanki ilk kez izliyormuş gibi heyecanlanıyorsunuz.

Dizinin hikâyesi öyle klasik Güneydoğu hikâyelerinden çok farklı. Elbette ki, o yöreye ait pek çok özellik var içinde ve fakat hikâye kurgusu nefis..Kaymaklı ekmek kadayıfı gibi..

Bir Mesut Akusta var, beni benden alıyor oyunculuğu ile..Kendal ağa karakteri ile kötüyü öyle bir oynamış ki, öyle böyle değil. Bu defaki kötü karakterimiz, son zamanlarda seyrettiğimiz hem kötü hem sempatik özellikte biri değil. Tam anlamıyla kötü, üstelik kimseden korkusu olmayan bir kötü..Yaptığını, marifetmiş gibi övüne övüne söyleyebilen bir kötü ve ciddi söylüyorum, uzun zamandır izlediğim en iyi oyunculuk diyebilirim sevgili Mesut Akusta için..Hani fevkaladenin fevkinde desem yeridir..Kendal’ın hikâyesi ve kendisi, çoğunlukla öfkelendirse ve hatta nefret ettirse bile, sahip olduğu tek erkek çocuğun engelli olması, tüm sevgisini yiğenine vermesi ama onu da kardeşinden söküp almış olmasının yükü, kendi evladına vermediği sevgiyi yiğenine vermesinin yüreğinde yarattığı derin vicdan azabı, kendi elleri ile öldürmeye kalktığı kardeşinin tüm ailesinin çıkıp gelip, hayatının ortasına oturması gibi bir takıp sebepler de, “kötü ama niye kötü” sorusunu kendi kendinize sormanıza yol açabilir..

İyi oyunculuktan bahsetmişken, aslında çok konuşulan dizinin hiç konuşulmayan karakteri Asım’ı oynayan Can Atak için de birkaç kelam etmek gerekir. Bana sorarsanız, Oscar’lık bir rol yapıyor gerçekten. Kendal Ağa’nın engelli ve baba sevgisinden mahrum Asım’ı yüreklere dokunuyor. Üstelik Can Atak bunu öyle bir yansıtıyor ki ekrandan, onu izlerken bin bir düşünce ile doluyorsunuz ister istemez…Onu gerçekten engelli zannedenler bile olmuş, siz düşünün oyunculuğunun gerçekliğini..Asım’ın hikâyesi çok hassas ve kırılgan yanınıza dokunacaktır eminim. Bir engellinin neler hissettiği, sevgiye ve şefkate duyduğu ihtiyaç, tüm aile üzerine titrese bile, babasından göremediği o sevginin yüreğinde yarattığı boşluk, kimi zaman küçük bir çocuk olurken, kimi zaman olayların en kilit noktasında gösterdiği olgunluk ile Asım karakteri beni hem çok yaralayan, hem de kendine hayran bırakan bir karakter. Tekrar üzerine basarak söylüyorum, Can Atak tüm bunları şahane aktarıyor izleyiciye..

Uzun Hikâye filminde Taner Ölmez’in oynadığı engelli karakterini beni çok etkilemişti.. Asım karakterini her hafta izlediğim için olsa gerek, oyunculuk performansında ikinci numaraya rahatlıkla yerleştirebilirim. Dizinin bana göre Kendal karakterinden sonraki en iyi yazılmış karakteridir Asım..Ve dizide Mesut Akusta’dan sonra ikinci sıradadır Can Atak oyunculuğu.Yüreğine sağlık, bedenine sağlık.
.
Böyle söylesem de, aslında dizide inanın herkes on numara beş yıldız..Karakterler çok iyi yazılmış, oyuncular mükemmel uyum sağlamışlar ve ortaya çıkan işi genel çerçevede izlediğiniz zaman, tüm oyuncuların aslında bir numara oyunculuk sergilediğini görüyorsunuz.

Mesela Şerif Sezer..Boyumuzu aşar ona laf etmek şüphesiz, haddimizi biliriz..Oyunculuğu tartışılır mı..Kesinlikle hayır..Öyle bir Kadriye ana karakteri var ki dizide, her eve lazım diyorsunuz ister istemez. Kusursuz oynuyor..Mimiklerinden, gözyaşlarına, gülüşünden, öfkesine kadar hepsi gerçek..Kadriye ana, iki oğlu, dört gelini, torunları ve tüm ailenin bitmez tükenmez sorunları ile aslında tek başına savaşan, güçlü mü güçlü, kadın mı kadın, ana mı ana..Konuşurken ağzından dökülen cümleleri not almak istiyor insan, öylesine güzel cümleler, nasihatler, dersler..Yerine göre öfkesi korkutan, yeri geldi mi şefkatiyle ağlatan Kadriye anayı da zaten Şerif Sezer’den başkası oynayamazdı gibi geliyor bana..

Ece Uslu var mesela en kilit karakter..Üzerinde konuşulması, düşünülmesi gereken Ebru karakteri ile karşımızda. Ece Uslu’yu genellikle hep şehir kadını olarak izledik. Bu defa da öyle ama çok büyük bir farkla..Bu defa düşen, hatta tozpembe giden hayatının aniden karabasana dönmesi ile allak bullak olan, her şeyini kaybeden, üstelik üç çocuğu ile beş parasız ortada kalan, kendisine ait olmayan bir hayatın içinde yeniden var olmaya çalışan güçlü bir kadın karakteri Ebru Şanverdi. Ece Uslu’yu keskin ve yırtıcı bir karakterde, kavgaların ortasında kavgayı öğrenen bir kadın olarak görmek çok keyifli.. Kadriye ana ile başa baş bir karakter Ebru Şanverdi..Hayata sıfırdan başlamak neymiş, onun hikâyesi tam olarak bu..Ezilen kadınların dünyasında, kendini ezdirmeyen, ses çıkaramayan kadınların arasında sesini duyurmaya çalışan bir kadın Ebru..Güçlü, cesur, haksızlığa gelemeyen, tahammül edemeyen Ebru şüphesiz ki, kendinden koparılan evladı ile aynı avluda, diğer üç çocuğu için savaşmakta..

Bir diğer kadın karakteri Narin..Doğu kültürü ve terbiyesi ile yetişmiş, kırgın, kalbi yorgun ve bir o kadar da tedirgin..Zira oğlum dediği Baran, aslında kendi evladı değil, yıllar önce başka bir annenin, Ebru’nun koynundan koparılıp getirilmiş..Vicdan azabı ve öfkenin her an savaştığı bir karakter Narin., Kendini bırakıp Ebru ile evlenen kocasına olan öfkesi, üstelik Ebru’nun çıkıp gelip hayatlarına girmesi, Ebru’dan yıllar önce kopardığı Baran’a karşı duyduğu bağlılık ile kaybetme korkusu arasında gelip gitmek, Narin’i fazlasıyla hırçın ve sürekli etrafa sataşan, hayatı kendine ve çevresine zindan eden bir karakter yapmış. Oğlunu kaybetme korkusu, yıllardır kendini öfkeyle doldurduğu gibi, oğlunu da diğer kardeşlerine karşı sürekli doldurmasına yol açıyor. Ama ne derece başarıyor onu ilerleyen bölümler gösterecek..Narin’i oynayan Özlem Conker, sanki bu karaktere göre fazla şehirli kalmış. Dizide Kadriye Ana ve Kendal dışındaki tüm karakterler şivesiz bir Türkçe ile konuşuyorlar ve bu durum hayli sırıtıyor..Geleneksel bir yaşantı süren Narin karakterine göre, Özlem Conker fazla bakımlı ve şık. Bunun dışında oyunculuğunda gayet başarılı. Narin’in hikâyesini izlerken, o hak mı vermeli, kızmalı mı, üzülmeli mi insan bilemiyor doğrusu..

Narin’in abisi Fırat Rolünü ise bir usta canlandırıyor. Yavuz Bingöl, haklıdan  yana duran, doğru bildiğini söyleyen ve yapan, dürüst, hayatın tokadını yemiş, acılardan geçmiş ve kendine sakin bir hayat kurmuş Fırat karakteri ile karşımızda. Ebru’ya çok büyük yardımları ve destekleri olsa da, zaman zaman kardeşi ile Ebru arasında kalmak onu hayli yoruyor. Ece Uslu ile Yavuz Bingöl, Zerda’dan sonra yine karşımızda ve muhtemel bir aşk hikayesinin kahramanı olacaklar diye tahmin ediyorum ben.

Anlatabildi mi derdimi buraya kadar bilmem…Karakterler üzerinde çok kafa yorulduğu besbelli..Her biri için ayrı yazı yazsak yeridir..Böyle derinlikli karakterlere sahip dizi pek nadir görülür..

Tüm bu olayların asıl merkezi olan Baran karakteri ise, henüz lise çağında, deli dolu, öfkeli bir genç. Onu terk edip giden ve yıllarca uzaktan uzağa özlediği babasına hayli öfkeli olan Baran, tek çareyi amcası ve anne bildiği Narin’e sığınmakta bulmuş. Dizinin ilk bölümlerinde hayli aksi ve neredeyse Kendal’a yakın bir sertliğe sahip olan Baran, bu sezon öfkesini biraz yumuşatıp, olaylara ve insanlara tek taraftan bakmayı bıraktı..Bu durum annesi ile arasında muhtemel bir çatışma çıkaracak olsa bile, Baran haksızlığa karşı duran tavrı ile üstesinden gelecek gibi görünüyor. Baran karakterini oynayan Mert Yazıcıoğlu ise kelimenin tam anlamıyla bakmalara doyulmayan bir yakışıklı..Bir o kadar da yetenekli olan Mert kardeşimin, oynadığı karakterin ağırlığını çok iyi taşıdığını düşünüyorum. Böyle gençlerin yetiştiğini görmek, gerçekten çok keyifli..

Dizinin diğer oyuncuları arasında iki kişi var ki, ben izlerken bayılıyorum onlara. Genellikle böyle gergin dizilerin içinde mutlaka muzip, komik karakterler koyulur ki, dizinin o gergin havası ara ara yumuşatılsın. İşte Rıza ve Özlem karakterleri de böyle iki karakter. Kendal’ın yardımcısı saf ve biraz anlaması kıt Rıza, konuşmaları ile beni çok güldürüyor. Özlem ise, Kendal ağanın ikinci karısı ve inanın karışmadığı söz, olay, merak etmediği bir konu yok, her lafın içinde, susamıyor kadın. İmalı konuşmakta, birilerine laf çarpmada üstüne yok. Ortalığı karıştırmak, gizli kapaklı sırları araştırmak, kapı dinlemek, dinlediğini de yanlış anlayıp ona buna anlatmak onun işi..Özlem’i Hilal Altınbilek oynuyor. Güzel mi güzel, oda bakmalara doyulmayacak kadar güzel. Bir o kadar da şahane oynuyor. Ben Özlem’e doğrusu bayılıyorum..

Bu kadar iyi oyuncu arasında Ada ve Maya karakterlerini oynayan Ayça Ayşin Turan ve İlayda Çelik isimli iki genç kızımızın biraz zayıf kaldığını görüyorum izlerken. Oyunculukta henüz çok yeni olsalar gerek, ama bu kadar güzellik arasında çok ta göze batmıyor bu durum..

Aslında hemen hemen birkaç mekânda, bir avuç insan arasında geçen dizi, benim de favorilerim arasında yer alıyor. Zira ilk bölümünde bombalar patlatıp, ilerleyen bölümlerinde konuyu uzatan, seyirciyi sıkan diziler gibi değil. Bu durum da onun zirvedeki yerini korumasında en büyük etken olsa gerek. İnanın daha yazamadığım pek çok karakter ve oyuncu kaldı. Onları da başka bir yazıya saklayalım. Şimdilerde, ilk bölümde ortadan kaybolan ve aslında tüm olayların başlamasına sebep olan Murat karakterindeki Özcan Deniz’in diziye geri döneceği ve olayların çok daha hareketleneceği konuşulmakta. Bu da demek oluyor ki, Karagül daha çok konuşulacak demektir…

Cümlesinin yüreğine, emeğine sağlık..

Not : Uzun ama keyif aldığım bir yazı oldu. Umarım aynı keyfi alırsınız.

Siyah İnci’den sevgiyle..
www.twitter.com/blackpearl42